Türk dünyasının Güney Azerbaycan korkusu

Qanimat ZAHİD

Bizim bu olaylara hazırlık seviyemiz «sıfırın altındadır»

İran'da işler karıştı. Uluslararası siyasetin gerçekleri İran etrafında jeopolitik ilişkileri yumuşattığı anda, İran'da halk ayaklanmaları başlar. Ama bunu, İran çevresindeki şimdi siyasi gerçeklerle tam olarak kapatmak da sonuna kadar doğru sayılmayabilir. Çünkü, İran dünyaya henüz o kadar açılmadı, dünya da, Avrupa devletlerinin bir-iki heyetinin ziyaretinden bu yana dünyayı henüz kabul etmedi. İran'da, Güney Azerbaycan'da yaşanan bugünkü süreçler İran İslam Devrimi'nin Şah zamanından miras aldığı ve hiçbir zaman çözemediği sorunların devamıdır. Hatırlamak zor değil ki, son 15-20 yılda Güney Azerbaycan halkına karşı etnik karşıtlığın teşhiri hangi ölçekli halk protestolarını doğurur. Bu, söz konusu dalgaların tekrarıdır.

Henüz 1930'lu Mustafa Kemal Atatürk demişti ki, Türk halkları kendi istiklaline kavuşacak, ama esas mesele şu ki, biz o zaman buna hazır olacağık mı? Bu soru şimdi de günceldir. Hem de Güney Azerbaycan'da başlayan süreçle değil, bir bütün olarak, Türk coğrafyasında olan süreçleri bağlamında.

"Millet ve ümmet kolluğu"

İran'la ilgili mesele açıktır. Kendini "İslam Cumhuriyeti" ilan ediyorsun, şeriat endeksli devlet kuruyorsun ve "millet" değil, "ümmet" anlayışına resmi statü verirsen, zannedersin ki, etnik sorunları çözdün gitti. Bu, kendini kandırmaktan başka bir şey değildir. Çünkü, din olursa olsun, tüm insanlar ve halklar, öncelikle kendilerini etnik mensubiyetleri ile tanırlar. Tarih boyunca hiçbir din, etnik köken kadar birleştirici faktöre dönüşe bilmedi. Bazı aşamada, sırf taktik, geçici mülahazalarla ortak amacın bulunmasına yardım edebilir, ama uzun vadeli topluluk düzeni olamaz. Hiçbir zaman da olamayacak. Bunun astarı da var. Tarih boyunca yaşanan sorunların oldukça az oranda dini çatışma zemininde meydana geldi, diğer durumlarda ise etnik çıkarlar ve milli amaçlar dünya savaşlarının sebebi olup.

Bu, bir "çocuk muhabbeti" değil

Önceki ayaklanmalar sırasında İran rejimi özellikle polisin diliyle konuşuyordu. Hatta, ünlü "hamam böceği olayı"nda da İran hükumetinin açıklamaları "hamam böceği" hakaretini edenlerden daha çok, kitleleri kendi milli haysiyetini korumaya sevk eden nedenlerin kökünde tahribat ögelerini aramaya tercih ediyordu. Bu kez ise, süreçlerin ani başlangıcından itibaren hükumet tam hızla geri çekildi, programın bağlandığını (geçici olarak), projeyi hazırlayanların cezalandırılacağını beyan etti. Yalnız iki gün sonra kendi dişlerini göstermeye başladı. Çünkü, bu sürecin altına konulan dinamitin gücünü anlıyorlar ve bilirler ki, mesele bir çocuk programında değil, çünkü bu, bir çocuk muhabbeti değil. İstesek de, istemesek de, İran'da Azerbaycan Türklerine resmi tutum Farsların "üstün milliyetçilik" kavramlarından beslenir. Azerbaycanlılar ise İran'da etnik azınlık falan değil. Ülkenin say itibari ile çoğunlukta olan halkıdır, yerel ahalisidir, ekonominin kurulmasında önemli rolü olan toplumudur.

Eğer İran rejimi mahiyetini değiştirebilecek süreçlerin başlayabileceğini tasavvur edersek, kuşkusuz, bu gelişmelerin sadece Azerbaycan'dan (sohbet Güney Azerbaycan'dan gidiyor) başlanabilir bileceğini ve öyle oradan da çözüleceğini kesinlikle söylenebilir. Bunun birçok nedeni var. Bu nedenlerin başında belirtilmesi gereken, görünen o ki, İran hükümeti hiçbir zaman Azerbaycan Türklerini "terörist", "bölücü", "bölücü" gibi tanımlamalarla dünyaya takdim edemez. Azerbaycan Türkleri ülkenin temel ve yerli halkı olarak "bölücü" olamaz, kendi kaderini çözmek azmi gösterebilir; Azerbaycan Türkleri teröre eğilimli değillerdir ve son 100 yıl içinde onların inisiyatifi ile başlayan süreç, hatta silahlı mücadele halleri de, terörle ilgisi olmayan devrimci süreçler olup; Azerbaycan Türkleri bölgenin başka toplumlarından farklı olarak, daha çok, pragmatik siyasi mücadeleye ve entelektüel idare edilen sonuçların öngörülebilir olayları yaratmışlardır.

İran'da anti-Türk hareleti

Öte yandan, itiraf etmek gerekir ki, İran'ın hakim siyaseti Türkleri hep aşağılamakqla sadece ülke içindeki Türkleri "köşeye sıkıştırmak" amacı gözetmeyip (ama bu da ciddi bir faktör olup), aynı zamanda mahallede bulunan ve İran'ın bölgesel çıkarlarını "vuran" Türkiye'ye karşı da kamuoyu oluşturma çalıştı. Şii İran için Sünni Türkiye karşı propagandanın bir numaralı hedefi ve en yakın "yabancı düşman" imgesinin yerini doldurdu. Fakat, böyle görünüyor ki, İran, hatta şeriat devleti kuran İran da kendi sınırları içinde Türkiye aleyhine kamuoyu oluşturmak başarılı olmadı. Daha laik devlet modeli olan Türkiye, İran'dan basit halkın da, İran elitinin de açık veya gizli haset adresidir. Buna göre de, İran propagandasının stratejisini kuranlar zaman zaman çıldırarak Türkleri daha fazla dozda hakaret etmekle boşluğu doldurmaya çalışırlar, ama görüldüğü gibi, çok ters sonuçlar ortaya çıkar...

İran kanalları Türkleri sınır dahilinde hakaret mi ediyor?

Biz bu sürece hazırık mı? Çünkü, sohbet bizim halkımızın direnişinden ve istiklal uğruna mücadelesinden gidiyor. Biz, bu süreçleri karşılamaya, onun amaçlarına hizmet etmeye hazırık mı?

Şimdi basında, sosyal ağlarda bazı kayıtlara rast geliyorum. Saf vatandaşlar erkle (ya da, öyle özel amaçlarla) yazıyorlar ki, örneğin, "Hacı Taleh Bağırzadə oradaki gelişmelerle ilgili görüşlerini bildirsin" vesaire. Hacı Taleh veya Kuzey Azerbaycan'ın dini camiasının yüzünü belli eden başka kişilerin İran'da yaşanan gelişmelere ilişki bildirmesi kimler içinse önemli olabilir. Ama ben bu konulara biraz farklı açıdan yaklaşırım. Azerbaycan toplumu İran'da, Güney Azerbaycan'da yaşanan süreçleri karşılamaya hazır mı? Prezidentden (Aliyev) tutmuş, toplumun derinliklerine, sivil topluma kadar?

Mesele şuradadır ki, Prezident Azerbaycan'da sivil toplumun temellerini yok eden siyaset yaptı. Bizim milli güvenliğimiz onu gerektirirdi ki, Azerbaycan toplumu Güney Azerbaycan'daki süreçlerin gidişine en azından, lojistik destek gösterebilecek güçte olsun. Ama bizim toplumumuz heyden düşürülüp, onun gücü yoktur. Hacı Talehden veya başkalarından "ilişki" gerektirenler Azerbaycan'ın resmi iletişim araçlarından muamele talep etmelidirler, Prezident'den de, hükumetten de. Çünkü, söz Azerbaycan Türklerinin hakaret edilmesinden gidiyorsa ve İran'da zaman zaman Azerbaycanlılara karşı gösterilen bu tür yaramaz ilişki de Aras nehrini sınır olarak göstermediği için bizim toplum kendisinin tüm yapılarıyla yeterli sergilemeye hazır olmalıdır. Hazır değil. Onun tüm hazırlıkları yok edildi. Bizim toplum, hiç Aras nehrinin kuzeyinde de kendi sosyal simasını savunacak güçte değil ...

Güney Azerbaycan olaylarını kuzeye bırakmamak misyonu!

Devlet bu süreçlere hazır mı? Aynı şekilde, Türkiye Devleti, Orta Asya'nın Türk Devletleri? Çünkü, bir devletin resmi televizyon kanalında (İran'da, aynen Azerbaycan'da olduğu gibi, bağımsız bir bilgi politikası kurabilecek özel TV kanalları yok) Türkler sürekli olarak taciz ediliyorsa ve oradaki Türk camiası bu aşağılanma karşı itiraz ediyorsa, demek ki, bu, kendini yeke-yeke, " Türk "olarak adlandıran tüm Türk siyasilerinin ve toplumlarının kaygısı olmalıdır. "Göçmen" filmini çektirmek için petrol paralarını harcamak olar, amma bir az da modern Türk toplumlarının ve halklarının teessübünü çekmek gerekir. Beyem, Prezidentler patates-soğan mıdırlar, yerden mi çıkmışlar onların milli köken ve milli haysiyet duyguları olmamalı mı?

Türk dünyası türk toplumlarının ve halklarının istiklal ve modern değerler uğruna mücadelesini ayarlamak gücünde değildir. Türk devletlerinin siyasetini yürüten liderlerin büyük çoğunluğu başka bir imparatorluğun vassallığını şahsi iktidarını uzatmak adına kabul etmişler ve bu zamandan da onların bu milletler üzerinde egemenliği milli hakimiyet değil, işgal hakimiyetidir.

Ama durum o kadar da karamsarlık saçacak noktaya değil. Şimdi Güney Azerbaycan'da yaşanan olaylar en azından, Azerbaycan Cumhuriyeti ve Türkiye'de sosyal tepkilerin artmasına neden olacaktır. Orada baş vermekte olan olaylar Kuzey Azerbaycan'da milli değerler uğruna, - o milli değerler ki, otoriter rejim onları her gün biraz daha derinde gömmek istiyor, - mücadeleye ek teşvik verebilir. Bu nedenle, hesap edin ki, Azerbaycan'ın resmi bilişim kanallarında Güney Azerbaycan konularına yer verilmemesi ve resmi açıklamanın olmaması, sadece, "bölgenin lider devletinin" İran'dan korkusuna göre değil, hem de bu olayların bizim ülkemizin içine pozitif etkisi karşısında korkudur.

Başkanlar, özellikle de, gözünü petrol ve gaz paraları tutan Cumhurbaşkanları Türk dünyasının sabahını yarınını düşünmeye bilirler, onlar başka dünyanın adamlarıdırlar ama halk bu süreçleri dikkatle izlemelidir. Dikkatle ve aidiyet  hissi ile.



Facebook sayfamızı beğenin, takipte kalın...
Yorumlar