Perviz'in doğum gününe

Qanimat ZAHİD

12 yıl önceki seni neden öldürmedim ki?

12 yıl önce ben senin bütün gelecek izdırablarından son vermek imkânının bir adımlığında idim. Daha doğrusu, tek parmaklığın. Bu bir parmak mesafeyi de kat edebilseydim, sen çok ağrıları yaşamayacaktın. 

2000 de nahelef Yer kaygılarını bitirip yeni binyılın sahte tantanalarının arkasında gizlenen kötülüğü insanlara verdiği dertlerin hiçbirini taşımayacaktın. 

İrticanın her bir saldırı dalgası onlarca sınan, ezilen, yok edilen insan kaderi demektir ve sen bunların hiçbirini görmeden, duymadan, için göynəmədən hayatını bitirecektin. 

Biz de arayış kaybederdik. O zaman henüz "Ölengi" çap edilmemişti, ama yazılıp kurtarmıştı. Elini ayağını toparlayıp onu çap ettirmek olurdu. "Yad dilde" yazılmazdı. Biz bir roman kaybederdik. Seni yitirməyecektik. Hatıralarımızda yaşatırdık seni. Biraz daha genç, biraz daha canı sulu. 

Ama sen de hayli şey kaybettin. Hiçbir, sağlığını, herhangi adamlara olan umudunu. Ne kadar güven cenaze yaptın. Kefensiz-filansız. 

Köşe yazıların kanlı gözyaşlarıyla dolu. Bu kadar kan yaşın bir kişinin içinden geldiğine inanmak olmaz. Allah insanı ne boyda dertleri taşımak için yaratıyormuş! Dünyanın en güçlü yaratığının karınca olduğunu söylüyorlar: Kendisinden yedi katı yük taşıyabiliyor, diye. Ama gel, bu karıncanın karşısına lap küçük bir kişinin hayatı uzunu çekip kabrine kadar sürüklediği en ufak bir derdi koy, kalbi patlar; kalbi olmaz karıncanın, ama kendisi yedi yere çatlar. Bu 12 yılda senin yaşadığın, içinden geçtiğin ve halen içinde yaşattığın bu kadar dertler olmazdı. Daha hafif, kov gibi olurdun. Seni sırtımıza kaldırıp onlarca kilometre kaldırırız, mezara doğru, "öf" da demezdik. Ama şimdi o kadar dert-şer ile çözülüp ağırlaşmış, çekilmez-taşınmaz olmuş özlüyünü taşımak da zor işdi. Mezar cehenneme, bir kahve masasına kadar seninle yan yana yürümek bile zülümdü. Çok ağır söhbetti. O kadar yazı-pozunu, okunan-yazılan bunca kitap-defteri, yazılmayan, yazılamayan bu kadar hesabı böğrüne alıp da ne var-ne var, "bunları taşıyan aziz bir kişidir" diye kimdir seninle yan yana giden?. . 

Ama 12 yıl önce bu kadar ağır değildi. Ve o küdrüde, henüz göl olamamış o nohurların yanında, takılı biçilip samanı kalmış o zeminin böğründe parmağımı terpedib seni bu kadar zülümlerdən kurtarabiliriz bilseydim, ne verirdin bana? Ne verebilirdin ki? Elinden ne gelirdi ki? Öyle 12 yıl verirlerdi bana da. Bu 12 yılı ben de gidip bir hücrenin kenarında oturup seni hatırlardım. 12 yıl önce bu dünyadan giden senin derdini çekmeye ne vardı ki? .. 

12 yıl önce parmağımı br kadar sıkıp o kurşunun o lüledən çıkıp havaya uçmak imkanı olmadan gicgahına direnen yerden beyninin içine girmeni görseydim, neleri görmek imkânını kaybedecektin? Kendin için düşün, çünkü senin gördüklerini ben görmüyorum. 

Bir parmak ve bir saniye. Atan 40-50 metre bağırıp: "tüfek doludur !!!", demeyecek olsaydı, ikimizin de hayatımız çok farklı olacaktı. Sen o dünyadan beni lanetleyemeyecektin, çünkü bu bir tesadüf olacaktı. Ama kendini bu dünyada kendini senin yerinde kalan sayanlar beni yamanlayacaktılar ki, güya kasten olup. Sen o dünyada özgür, kaygısız, boş hərlənərdin kendin için. Ben senin yerine bu dünyanın dertlerini kaşıyardım. Bir insana bundan artık ne iyilik yapmak olurdu ki? Senin yerine bu dünyanın tüm eziyyetlerini çizecektim, sen de məsuliyyetsizcesine o dünyadan beni izleyecektin. Tam anlamda sorumsuzca, çünkü o dünyada yerleşip de bu dünyanın sorumluluğunu çekmeye devam etmek olmaz. Boyutlar farklıdır, çünkü. Hiç, burdan buraya Ay'daki boyutları Yerle uyarlamak olmuyor. Ayda da çəkisizlikdir, atmosfer falan yoktur. 

12 yıl önce bu konuşma tutmadı. Çek azabını. Henüz 50-60 yıl da bu azabı yaşayacaksın. Kendin seçtin. Ve bu tercihe göre seni kutlarım.



Facebook sayfamızı beğenin, takipte kalın...
Yorumlar