Kim, nereye oturacak?

Çetin ÜNSALAN

Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Türkiye'nin gelir grubunda sınıf atladığını açıkladı. Orta üst gelir grubuna çıkmışız. 

En son söyleyeceğimi baştan belirteyim bu koca bir palavra. Tıpkı orta gelir tuzağına takılıp kaldığımız söylemi gibi... Ulaşmadığınız bir şeye takılıp kalamazsınız.

Borçlarınızı gelirden sayar, bunu da ülkenin yarattığı ekonominin bir değeri haline görür, sonra da o paraların salt tüketimde kullanılmasını esas alan bir ekonomi politikasıyla sınıf atlayamazsınız.

Kişi başı gelirde bir gecede istatistik oyunlarıyla önce 7 bin dolarlar seviyesine, sonra 10 bin dolar sınırına  çekilmiş olmanız, gelirinizin bu olduğunu göstermez. 

Cebinde milli piyango bileti taşıyan adamın kendisini zengin hissetmesi gibi bir şeydir bu. Çekilişe kadar hayal kurarsınız. Sonra banka ya da ev sahibi kapınıza dayanır. Çünkü gerçek hayat odur.

Bunun sebebini katma değersiz üretiminizde de, yanlış dış politikanızda da arayabilirsiniz. Aslında ikisinin de temelden doğruluk payı vardır. Fakat bence bunların da üzerinde bir problem bulunuyor. 

En güzel sağlamasını gündemden yapacaksınız. 

Vatandaşı batmış, 24 milyon icra dosyası olan, işsizliği resmi rakamlara göre bile yüzde 13'ü bulmuş, enflasyonu yüzde 12 sınırına dayanmış, ihracatta rakamların aksine kan kaybeden, turizmi ne yapacağı bilemez hale gelen, tarımı ithalata dayanmış, doları pamuk ipliğine bağlı, sürekli her şeye zam gelen yaşam koşulları içerisinde, ödemeler dengesi kırılmış, nakit sıkıntısından boğulan işçisinden esnafına, memurundan sanayicisine bu fotoğrafın ortasında konumuz ne?

Kim, nereye oturacak? Karşısına oraya oturması için hangi rakipler çıkacak? Erken çıkarsa bir iftira kampanyasıyla yok edilir mi? Oturması hedeflenen neden referandum sonuçlarını gönül rahatlığıyla savunamıyor? Birazcık hukuksuzluk göz ardı edilebilir mi?

Bahsi geçen kişiler, hedefledikleri yere oturursa, diğerlerinin durumu ne olacak? Yetmedi aynı partidekilerin pozisyonu nasıl şekillenecek? Tüm bu fotoğraf içerisinde il, ilçe ve emekli kıraathanelerinde söz sahibi kim olacak?

Ne yazık ki durum bugün böyle... Dün de böyleydi, ondan önceki gün de... Seçilenler vatandaşın gündemiyle ilgilenmek, sorunlarına çözüm üretmek, üretemezse siyasi bedel ödemek zorunda iken, Türkiye ikiye bölünmüş siyasetçilerin geleceğinin ne olacağını tartışıyor.

Diyebilirsiniz ki, kimin oturduğu önemli... İnanın bana bu kafayla hiç önemli değil. Çünkü hangi görüşten biri gelirse gelsin, önceliği kendi gündemi oldukça, bizler de bunu normal karşıladıkça sürünmeye devam ederiz. Arada medya yoluyla yaptıkları reklamları izler; bir tarafta oy verdiğimiz tarafın palavra reklamlarıyla kendimizi güçlü, öte tarafta çaresiz hissederiz. Peki ama ne için, kimin için?

Asil ile vekilin bu kadar karıştığı hiçbir dönem olmamıştı. Neredeyse onlar için yaşayan, para gerektiğinde salmaya uğrayan, onların gündemleri dışında sıkıntıları dile getirdiğimizde provokatör sayılan bir toplum haline dönüştük.

Daha acısı bütün bunları, bu tartışmaları da bizler için yaptıklarını iddia ediyorlar. Bir memlekette vatandaşlık bilinci içinde birey yaratamazsanız, ait yaratırsınız. Aitler de tribündeki holiganlar gibi birbirini yer, filmin sonunda futbolcular parasını alır, siz de gidip evde olmayan çorbaya yutkunursunuz.

Şimdi bir daha düşünün. Kim, nereye oturacak ve neden işsizliğiniz, karşılanamayan ihtiyaçlarınız, adalet yoksunluğunuz tartışılmıyor da, siz onların gündemleriyle kavga ediyorsunuz? Son bir soru: Buradan zengin bir ülke çıkar mı? Bu suale yönelttiğim halde ben bile güldüm.



Facebook sayfamızı beğenin, takipte kalın...
Yorumlar