Türkiye-ABD ilişkileri ve Donald Trump

Burak AŞIKOĞLU

Malumunuz üzere uzun zamandır sonuçları merakla beklenilen ABD başkanlık seçimlerini, çoğunluk tarafından sürpriz olarak nitelendirilebilecek bir sonuçla Donald Trump kazandı. 

Bu sonucun sürpriz olarak görülmesinin belli başlı nedenleri var elbette. Bu nedenler zincirinin esas halkası sanıldığının aksine Trump'ın çizmiş olduğu cinsiyetçi, yer yer ırkçı, mülteci karşıtı, kibirli, görgüsüz ve cahil profili değildi. Bittabi bu profil ABD başkanlığı gibi bütün dünyayı etkileyecek bir makam için yakıştırılacak bir profil olamazdı. Fakat sürpriz sonucun esas nedeni Trump'ın yerleşik düzen, medya ve sermayeye karşı tabiri caizse tek kişilik bir mücadele sergilemiş olmasıydı. 

Trump seçim kampanyasına başlarken ABD kamuoyu onun bu çıkışını gayri ciddi bir çıkış olarak görüyor, onu ciddiyetsizlikle suçluyordu. Trump önce bu algıyı yıkmakla başladı işe. Çok ciddi bir mücadele vererek Cumhuriyetçi Parti içerisindeki diğer rakiplerini saf dışı bırakarak bu partinin başkan adayı olmayı başardı. Bu mücadele öylesine zorlu bir mücadeleydi ki, başkanlık yarışında kendi partisinden azımsanamayacak bir kesim onu desteklemedi bile. Fakat o mücadelesine devam etti. Başkanlık yarışında yerleşik düzen, medya, sermaye ve hatta çok ciddi bir ünlü kitlesi rakibi Hillary Clinton'ı açık açık desteklemesine rağmen, son güne kadar hemen hemen bütün anketler Clinton'u önde göstermesine rağmen sandıktan Trump çıktı. Mücadele başarıyla sonuçlandı.

Bu yarış, bir nevi beyaz yakalılarla mavi yakalıların, eğitimli kesimle eğitimsiz kesimin, çoğu gençlerden ve kadınlardan oluşan bir kitle ile yaşlı ve muhafazakar beyazların ağırlık teşkil ettiği bir kitlenin mücadelesiydi. Kazanan ikinciler oldu. Kazanan eğitimsiz, işsiz, kırsal ağırlıklı ve öfkeli kesim oldu.

Donald Trump'ın başkan olarak seçilmiş olmasının şoku bir süreliğine tüm dünya tarafından atlatılamayacak gibi görünüyor.

Demokratların Trump aleyhdarı mitingler için kolları sıvadığı ve bu tarz mitinglerin başlamak üzere olduğu da malumumuz. Fakat ne bu ciddi şok, ne de düzenlenecek olan gösteri ve mitingler sonucu değiştirmeyecek. Günün sonunda Trump hala başkan olarak kalacağı için, gelin onun başkanlığı döneminde ABD-Türkiye ilişkilerine dair birkaç öngörüde bulunalım.

ABD - Türkiye ilişkileri açısından en önemli iki noktadan ilki terörle mücadele ve Ortadoğu konusudur. Bu doğrultuda, Trump yönetimindeki ABD'nin daha ziyade içe yönelik politikalara ağırlık vereceği, dolayısıyla da Ortadoğu bölgesi konusunda en azından Obama yönetimindeki ABD'den daha az ilgili olacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Bu durum, ülkemiz açısından bakıldığında pozitif bir durum olarak değerlendirilebilir. Zira ABD'nin bölgeye ilgisinin azalması bölgeden tamamen vazgeçeceği, çekileceği anlamına gelmiyor.

Bu durum daha ziyade, ABD'nin bölge üzerindeki çıkarlarını müttefikleri üzerinden koruma girişimi içerisinde olacağını işaret ediyor. Ki, böyle bir durumda, bölgede müttefikliğe en uygun ve yakın adayın Türkiye olduğu da yadsınamaz bir gerçek.

Bu durum ayrıca, Türkiye'nin bölgedeki ABD çıkarlarının sözcülüğünü yapacağı anlamını da taşımamaktadır. Müttefiklik ilişkisi iki taraflı, karşılıklı bir ilişkidir ve böyle bir ilişkide önemli olan çıkarların uyuşması/örtüşmesidir.

Söylemek istediğimiz şey, ABD ile Türkiye'nin karşılıklı çıkarları doğrultusunda ortak bir paydada buluşabilme ihtimalinin eskisine nazaran daha kuvvetli olacağıdır.

ABD-Türkiye ilişkileri açısından ikinci önemli nokta ise, FETÖ ve bu örgütün elebaşı Fetullah Gülen'in iadesi konusudur. Donald Trump'ın seçim kampanyası süresince FETÖ konusundaki söylemlerine baktığımız zaman, onun Obama yönetimine nazaran FETÖ ve Fetullah Gülen'e karşı daha mesafeli bir duruş içerisinde olduğunu rahatlıkla  söyleyebiliriz. Malumunuz üzere bu konu son dönemde iki ülke arasında iplerin gerilmesine neden olmaktaydı.

Trump yönetimindeki ABD'nin bu konuda da daha yapıcı bir tavır içerinde olacağını öngörebiliriz. Gerçekçi olmak gerekirse, Fetullah Gülen'in Türkiye'ye iadesi ihtimali hala zorlu bir ihtimal olarak kalmaktadır ve şuan için bunu beklemek hayalperestlik olabilir. Fakat iki ülke arasındaki müzakereler sonucunda bu konuda da orta bir yolun bulunabileceği kanaatindeyiz



Facebook sayfamızı beğenin, takipte kalın...
Yorumlar