Başkanlık Sistemi ve Türkiye

Burak AŞIKOĞLU

Son günlerde güzel ülkemizin gündemini meşgul eden konulardan birisi de malumunuz üzere başkanlık sistemi tartışmaları. Kamuoyunu epeyce meşgul eden bu tartışmalardan yola çıkarak biz de bu yazımızda başkanlık sistemini genel hatlarıyla ele alacak ve bu sistemin ülkemiz için faydalı olup olamayacağı hususuna değinmeye çalışacağız.
Başkanlık sistemi, parlamenter sistem ve yarı-başkanlık sistemleri, yasama ile yürütme erkleri arasındaki ilişkinin düzenleniş şekline göre birbirinden farklılaşan ve ayrışan hükümet sistemleridir. Yarı-başkanlık sistemini konumuzla çok alakalı olmadığı için dışarıda bırakacak olursak, parlamenter sistem ile başkanlık sisteminin ayrıştığı temel nokta, tıpkı J. M. Carey'nin vurguladığı gibi, göreve geliş ve görevde kalma şekli ile ilgilidir. Şöyle ki, parlamenter sistemde hükümet parlamentonun içinden çıkar ve onun güvenine sahip olduğu sürece görevde kalabilir.  Bu sistemde hükümet her zaman güvensizlik oyuyla düşürülebilir. Buna karşılık hükümet de parlamentoyu feshetme yetkisine sahiptir. Yani parlamenter sistemde hem yasama, hem de yürütme organının diğerinin varlığına hukuken son verebilme yetkisi vardır. Bu husus, parlamenter sistemin en ayırt edici noktası olarak ön plana çıkmaktadır. 

Başkanlık sisteminde ise, yürütme gücünün tek sahibi konumundaki başkan, tıpkı yasama organı gibi görev süresi sabit olacak şekilde halk tarafından seçilir ve parlamenter sistemden farklı olarak yürütme ve yasama organlarının birbirlerinin hukuki varlığına son verme yetkileri yoktur. Yürütme organı yasama organını feshedemezken, yasama organı da yürütme organını düşürememektedir. Yani başkanlık sisteminde sert bir kuvvetler ayrılığı ilkesi geçerlidir.

Başkanlık sistemini savunan görüşe göre, bu sistemin olumlu yanlarından en önemlisi uyumlu, istikrarlı ve güçlü bir yürütme organı vaat ediyor olmasıdır. Detaylı bir analize girmeden (ki böyle bir analiz bu köşede anlatılamayacak kadar uzun bir makale gerektiriyor) bu görüşün kısmen doğru bir görüş olduğu kanısındayız. Evet, başkanlık sistemi bir istikrar vaat ediyor fakat siyasal istikrardan daha çok yürütme alanında bir istikrar söz konusu ise. Söylemek istediğimiz şey, kendi bakanlarını istediği gibi atayıp görevden alabilen, bunun için meclis onayına ihtiyaç duymayan ve çok istisnai durumlar hariç görevden uzaklaştırılması söz konusu olmayan bir başkan tarafından temsil edilen yürütme organının, parlamentonun içinden çıkan ve ona karşı sorumluluk taşıyan, aynı zamanda güvensizlik oyu ile parlamento tarafından düşürülme ihtimali olan bir yürütme organına göre tabii olarak daha istikrarlı olacağıdır. Fakat söz konusu daha geniş anlamda siyasal istikrar olduğunda, bu sistemin defoları da ortaya çıkmaktadır. Bu sistemde yürütme organı ile yasama organı arasındaki ilişki her ne kadar sert kuvvetler ayrılığına ve denge-fren mekanizmasına dayanıyor olsa da, yürütme organı yasama organının çıkaracağı yasalara ve kabul edeceği bütçeye muhtaçtır. Bu konu neden önemli diye sorulursa, buna cevaben bu sistemde başkanın parlamentoyu etkileme olanaklarının daha sınırlı olduğu hususunun belirtilmesi gerekmektedir. Özellikle parlamento çoğunluğuyla başkanlık makamının farklı partiler ve ya siyasal blokların elinde olduğu durumlarda sorunun çözümü güçleşmekte, çoğu zaman bir çıkmaza dönüşmektedir. Başkanlık sistemiyle yönetilen devletlerde bu tarz sorunların bir anayasa krizi ve ya demokrasinin kesintiye uğraması halini aldığı da ampirik verilerle desteklenmektedir. Parlamenter sistemde ise bu tür tıkanmalar yahut krizlerle pek karşılaşılmamaktadır. Bunun nedeni parlamenter sistemin doğası gereği hükümetin parlamentonun çoğunluğunun güvenine ve onayına dayanıyor olmasıdır. Eğer bu güven kaybolursa hükümet düşürülür ve yine parlamento çoğunluğunun güvenine dayalı yeni bir hükümet kurulur. Bunun mümkün olmadığı durumlarda ise fesih yoluyla yeni seçimlere gidilir ve böylece sorun kolay ve hızlı bir şekilde çözüme kavuşturulur. Toparlayacak olursak, başkanlık sisteminin yasama ile yürütme organları arasında çıkabilecek olası krizlerin çözümünü sağlayacak mekanizmalardan yoksunluğu ve başarısız bir başkanı görevden uzaklaştıracak araçlardan mahrum olması siyasal mücadelenin bir toplam-sıfır oyununa dönüşerek kızışması ve kutuplaşmasını tetikler ki bu da ülke halkları için büyük sorunlar ve krizlere davetiye çıkarır. Dolayısıyla başkanlık sisteminin avantajlarından olan yürütmede istikrar ve uyum anlayışı siyasal istikrar söz konusu olduğunda her zaman olumlu sonuçlar doğurmayabilir. 

Başkanlık sistemini bu şekilde özetledikten sonra ülkemizde cereyan eden başkanlık tartışmalarına gelecek olursak, AKP ve Cumhurbaşkanı tarafından düşünülen sistem, kendileri tarafından açıkça dile getirilen şekliyle "Türk tipi başkanlık sistemi"dir ki bu sistemin klasik başkanlık sistemlerinden ayrışan pek çok noktası bulunmaktadır. Öncelikle daha önce de belirttiğimiz üzere başkanlık sisteminin en ayırt edici noktaları denge ve denetim mekanizmaları ile sert kuvvetler ayrılığına dayanmasıdır. Fakat AKP tarafından düşünülen sistemde başkan ve TBMM'nin karşılıklı olarak birbirlerinin görevlerine son verebileceği durumu söz konusudur ki bu durum sert kuvvetler ayrılığı ilkesinden net bir şekilde sapmayı işaret etmektedir. Bu yöntemle yukarıda da bahsetmiş olduğumuz tıkanma/kilitlenme sorununu aşmanın hedeflenildiği düşünülebilir fakat yenilenen seçimlerde aynı ve ya benzeri sonuçların çıkması da pek tabii olarak mümkündür. Böyle bir durumda nasıl davranılacağı, sorunun nasıl aşılacağı ise belirsizliğini korumaktadır. Ayrıca bu durum başkanlık sisteminin en önemli avantajlarından biri olarak değerlendirilen yürütmede istikrar unsurunu da tehlikeye sokmaktadır.

AKP'nin önerdiği sistemin bir başka sorunlu yanı başkana bazı durumlarda parlamentoyu saf dışı bırakarak ülkeyi çıkarmış olduğu başkanlık kararnameleri ile yönetme imkanı vermesidir. Böyle bir durum yine kuvvetler ayrılığı ilkesi ile çelişmekte ve yasama organının yetkilerini sınırlandırmaktadır.

AKP tarafından düşünülen sistemin olumsuz yönleri bununla da bitmemektedir. Örneğin başkanın hesap verebilirliği de en temel açmazlardan birini oluşturmaktadır. Bu sistemde başkan siyasi sorumluluklarından dolayı yargılanamamakta, sadece cezai sorumluluklarından dolayı yargılanabilmekte ve bu da çok ağır şartlara bağlanmaktadır. Ayrıca düşünülen sisteme göre bütçe tasarısı parlamentoya başkan tarafından hazırlanıp sunulmakta, parlamentonun bu bütçeyi onaylamadığı takdirde ne yapılacağı ise belirsizliğini korumaktadır. Bununla birlikte, düşünülen sistem başkana meclisin çıkaracağı yasaları veto etme yetkisi vermekte, meclisin veto edilen yasaları yeniden çıkarmak istendiğinde ise nitelikli çoğunluğun aranacağını şart koşmaktadır. Büyükelçi ve vali atamalarında ise meclisin onayına ihtiyaç duyulmaması yasama organının yetkilerini kısıtlayan bir başka noktadır.

Düşünülen sistemin en sıkıntılı noktalarından bir diğeri ise başkanlık sisteminde en önemli ve kilit unsur olarak görülen denge ve denetleme mekanizmalarından birini oluşturan yargı bağımsızlığı ve yargısal denetimi kısıtlamasıdır. Nitekim düşünülen sistemde yüksek yargı organları üyelerinin seçiminin yarısı başkan diğer yarısı ise parlamento tarafından yapılacaktır. Böyle bir durumda yargı bağımsızlığından söz etmek ise hayalperestlik olur.

Bütün bu noktalara bakıldığında görülüyor ki, AKP'nin düşündüğü sistem demokratik bir başkanlık sisteminin vazgeçilmez unsurlarını oluşturan denge ve denetim araçlarından bütünüyle yoksundur. İki ihtimali de düşünerek bir değerlendirme yapacak olursak, düşünülen sistemde başkan ve parlamento çoğunluğunun aynı partiden olması durumunda parlamento etkili bir denetim gerçekleştiremeyecektir. İki organın ayrı partiler ve ya siyasal bloklardan oluştuğu durumda ise kriz ve kilitlenmeler kaçınılmaz olacaktır. AKP ve Cumhurbaşkanı'nın düşündüğü sistemde tek hesap verebilirlik yöntemi seçimler yoluyla halka karşı hesap verebilirliktir (dikey hesap verebilirlik) ki bu da rejimi demokratik kılmakta yetersiz kalmaktadır.

Sonuç olarak, bu sistem özünde zaten sorunlu bir sistem olan başkanlık sisteminin hemen hemen bütün olumlu yönlerinden yoksundur ve Türkiye için vaat ettiği tek şey demokrasiden daha fazla uzaklaşmadır. Türkiye ile demokrasi arasındaki makasın açılması demek ülkemizi ve halkımızı daha karanlık günlerin beklediği anlamına gelmektedir. Bu sistem yasama organın yetkilerini kısıtlayacak, deyim yerindeyse elini kolunu bağlayacak, yargı bağımsızlığını ise ortadan kaldıracaktır. Yürütme organına ve bu organı tek başına temsil eden başkana bu kadar yetki verilmesi zaten sorunlu olan demokrasimizin otoriter bir rejime evrilmesinin önünü açacak, gelecekte diktatörler tarafından yönetilen bir ülke haline gelmemize önayak olacaktır.



Facebook sayfamızı beğenin, takipte kalın...
Yorumlar