İstihbarat furyasının temelini kim attı?

Aydın TAŞ

Ankara Kızılay meydanındaki üçüncü terör saldırısının sivilleri hedef almasıyla güzel ülkemde istihbarat furyası da başladı. Bir çoğu asılsız ihbar ve uydurma bilgiler kol geziyor. Bu bilgiler hangi kaynaklardan çıkıyor, insanlar bunlara inanıp neden dışarı çıkmaya korkuyor?

Kurultay gazetesinin Facebook sayfasında, Ankara'nın Tunalı caddesi ve 2 AVM ile ilgili bir paylaşımda biz de bulunduk. İstihbaratımız doğruydu ama paylaşıp, paylaşmama konusunda ciddi çelişkiye düştük.

Çünkü, son saldırıda sivilleri hedef alan terörün hedefi zaten korkuyu yaymak. Bu nedenle paylaşmamız onların değirmene su taşımak anlamına gelebilirdi. Fakat diğer taraftan, doğru olduğunu teyit ettiğimiz istihbarat bilgisini paylaşarak olası bir kötü sonucun belki önüne geçmeye katkımız olacaktı. Tunalı Caddesi tanıdığımız bir çok insanın da uğrak yeri, elimizde böyle bir bilgi varken ne yapmalıydık?

Susmaya gönlümüz razı değil, söylesek tesiri çok.

Sevdiklerimizin, tanıdıklarımızın orada bulunmalarını istemeyip onları uyardıysak, başkalarının da kötü bir olay yaşamasına göz yumamazdık ve bu bilgiyi bu düşünceyle paylaşmaya karar verdik. Sonuç itibariyle o günkü istihbarat bilgisinde adı geçmeyen bir başka AVM, şüpheli bir araç nedeniyle boşaltıldı. Bu asılsız bir ihbardı, amaç korkuyu yaymaktı. Bizim paylaştığımız bilgi ise bununla ilgili değildi ve o gün her hangi bir saldırı ya da bir başka olay gerçekleşmedi. Elbette, bilgi yayıldığı için Tunalı Caddesi bomboştu. AVM'ler bomboştu. Belki de bu bilgi yayıldığı için hainlerin planları suya düşmüştü. En azından hiç bir olayın olmaması ve hiç bir vatandaşımızın o gün burnunun dahi kanamaması bizi mutlu etti.

Ancak insanlar gittikçe paranoyaklaştı. Kızılay meydanına, Tunalı Caddesine kimseler gitmez oldu. Otobüsler boş geçiyor. Trafikte eskiden bir birinin dibine kadar giren araçlar, seyir halinde 2 boy mesafe koymaya başladı. Kırmızı ışıkta bekleyenler etrafa göz gezidiriyordu artık, bunu gözlerimle gördüm. 

Biz elimizdeki bilgiden emin olduğumuz halde paylaşıp-paylaşmamayı tartışabiliyorken, bazı kendini bilmezler ve alçaklar yalan bilgiler ortaya attılar. İnsanların telefonlarına kısa mesajlar, uygulamalarına mesajlar gelip durdu. Güvenlik yetkilileri çıkıp, bu tür bilgilere itibar edilmemesini bildirdi.

Ancak ABD Ankara Büyükelçiliği, vatandaşlarına 3. Ankara saldırısından önce uyarı geçip, Bahçelievler bölgesi için istihbarat aldıklarını ve bu bölgeye gitmemelerini tavsiye ettiğini hatırlayalım. Bu tartışma yaratmıştı. Aynı şekilde bundan 2 ay kadar önce TÜRGEV'e ait yurtlarda kalan öğrencilere de yine bir istihbarat bilgisi olduğu ve Kızılay taraflarına gidilmemesi tavsiye edilmişti ki, bu da saldırının ardından ayrı bir tartışmaydı.

Bütün bunlar yaşanırken, bombalı terör saldırıları İstanbul'a da sıçradı. İstiklal Caddesi'nde terör örgütü IŞİD üyesi olduğu kabul edilen biri yine sivilleri hedef aldı. Oysa bundan iki gün kadar önce Almanya'nın İstanbul Başkonsolosluğu'nun ve Alman okulunun, saldırı ihbarı nedeniyle o gün kapalı kalacağı duyurulmuş ve yandaş basın bunu korkuyu yaymak isteyen teröre hizmet eden bir spekülasyon olarak manşetlere taşıyıp, linç kampanyası dönüştürmüştü.

Hafızanızı şunun için tekrar canlandırdım; vatandaşlarımız artık bu spekülasyonlardan çok kolay etkileniyor. Bundan 12 yıl önce de bombalar patlamıştı, spekülasyonlara bu kadar itibar edilmemişti. Peki, bu zaman içinde ne değişti de umutsuzluk, güvensizlik türedi?

Sorun kaynağı şu ki, insanlar artık devletin kendilerini koruyabileceğine inanmıyorlar. İstihbarata ve güvenlik güçlerine güvenemiyorlar.

Çünkü, bu ülkenin terörle mücadele etmiş en gözde subayları, terörist yaftasıyla Ergenekon ve Balyoz davalarında yargılandılar. Bu ülkenin Genelkurmay Başkanı, terör örgütü lideri olarak tutuklandı. Haklarında kara propagandalar yapıldı ve hatta "bu davanın savcısıyım" diyenler oldu. Türk milletinin, güçlü ordu algısı yıkıldı. 

Çünkü, bu ülkenin polisinin bir kısmı "Paralel" devletçi olarak tutuklandı, sürüldü, emekli edildi. Kurunun yanında yaş da yakıldı, rahatsız oldukları kimi Emniyet görevlileri birilerinin önü açılması için tasfiye edildi.

Çünkü, bu ülkenin Dışişleri Bakanı'nın, Dışişleri Müsteşarı'nın, Genelkurmay 2. Başkanı'nın da olduğu toplantıdaki ses kaydında, MİT Müsteşarı'nın, "4 tane adam gönderirim, 8 tane boş alana füze de attırırım... Ben gerekçe üretirim ya gerekçe problem değil... Gerekirse Süleyman Şah'a bir saldırı düzenleriz..." ifadeleriyle istihbarata olan güven de sarsıldı. Bundan dolayı da her olay gerçekleştiğinde insanlar, "acaba?" diye soruyor...

Bu süreci yaşayan sıradan bir vatandaş kime ve nasıl güvenecek? Bu saydığımız kurumlar bu devletin temeli değil mi?

Bu, devletin temellerinin sarsıldığı anlamına gelmez mi?

Yoksa...

Bu ülkede birileri, devletin temellerinin sarsılmasını mı istiyor?

Buna ilave olarak, bu gerçekleşen kaçıncı saldırı ve bir kişi bile ihmalim var deyip istifa etmiyor.

Ayrıca, sivil vatandaşlarımız açıkca hedef alınıyor olması meşru müdafaa hakkımızı doğurmasına rağmen hiç bir girişim de yok. Ancak Hava Kuvvetleri bomba yağdırıyor, güya yüreğimize su serpiliyor... Ulan Kandil'i dümdüz ederim, dümdüz!

Ama İnsanlara güven verecek, hiç bir girişim bile yok. Bu yüzden tekrar sormaktan kendimi alamıyorum:

"Bu ülkede birileri, devletin temellerinin sarsılmasını mı istiyor?"



Facebook sayfamızı beğenin, takipte kalın...
Yorumlar