Çekil önümden!

Aydın TAŞ

Devletin bekası için...
Devlet adamlığı bunu gerektirir...
Bilmediğiniz şeyler var...

Milliyetçi Hareket Partisi 18 yıldır bir fiil bu cümlelerle yönetildi. Biat kültürümüz ve sadakatimzi hoyratça, alay edilircesine kullanıldı.

Bizim biatımız da, sadakatimiz de davamızadır.
Ülkücü, kulun kölesi değildir, olamaz. Öyleyse zaten ülkücü değildir.

Ne diyorduk, "ülkümüz göklerde yükselen sancak, ALLAH'ın huzurunda eğiliriz biz ancak!"

Ülkücü irade davaya sadakatini, Ankara'da Büyük Anadolu Oteli'nin giriş yolunda hukuksuz şekilde kurulan polis barikatının önünde gösterdi.

Haykırdı, "Ülkücü hareket engellenemez".

Bu slogan belki de yıllar sonra ilk defa yerinde kullanıldı.

Kurultay hakkını kullanmak isteyen Ülkücülerin hakkının nasıl gasp edildiğini, engellendiğini tüm Türkiye televizyonlarda şahit oldu.

Ülkücülerin hesabını sorduğu 1 Kasım seçimlerine cevap veremeyen Devlet Bahçeli'nin, "Türkiye'nin zayıflaması ve boşluğa düşme ihtimali doğacaksa, düne kadar hükümete verdiğimiz fiili destek hukuki bir boyut alabilecek ve MHP her türlü sorumluluğu almaya hazır olduğunu kanıtlayacaktır" dediği cümlenin içinde belki 100 tane sorunun cevabı gizli.

Döndük başa, devletin bekasına. 
Ama artık yemezler.

Devlet başsız kalıyormuş.

Madem öyle, fiili destek verildiği söylenen A.K.P. hükumetine ve dolayısıyla Saraya 7 Haziran seçimlerinden sonra niye destek vermediniz? Terör olayları, tekrar başladığında niye, "Tamam biz her türlü koalisyon yapmaya hazırız" demediniz? Uçuruma doğru gidildiğini göremediniz mi? 

Her kes 1 Kasım seçiminin hesabını soruyor da, ben önce 7 Haziran'ın hesabını soruyorum. O günden beri söyledim ve söylemeye devam edeceğim ki, öncelikle o yüzde 16.5 oy kesinlikle bir başarı değildir, aksine ilk hezimet budur. Yolsuzlukların, hukuksuzlukların, başkanlık sevdası içinde boğulan bir A.K.P. ve Erdoğan karşısında alınan bu oy bir başarı değildir. 80 milletvekili başarı değildir. Buradan bir destan çıkmaz. MHP, seçim propagandası yapmasa bile alacağı oy bir eksik veya bir fazla zaten buydu. Yani MHP'nin seçim propagandası, stratejisi tamamen başarısızdır. 1 Kasım ise tam bir faciadır.

(Aman yanlış anlaşılmasın, ne A.K.P. ile ne de HDP'nin içinde yer alacağı bir koalisyondan yana asla taraftar olmadım. Kendi tutarsızlıklarını anlatıyorum, madem öyleydi...)

Neymiş efendim, o süreçte devlet adamı gibi hareket etmiş. 

Paralel saldırıyormuş, 
Devlet zayıflatılıyormuş, 
Vay efendim Devlet başsız kalıyormuş...

Ülkücüler inanmıyor artık.

Bilmediğimiz bir şey yok, her şey ortada. 

Sizi artık oradan görmek istemeyen Ülkücülere karşı, hükumete fiili destek karşılığında kendinize hukuki destek sağlama gayretindesiniz.

Pardon, pardon...

Hukuk yok ki!

Her şey matematik formulü gibi yerindeyken, siz yeni bir "40" yarattınız. O gün numerolojiye yaptığınızı, şimdi hukuka yapıyorsunuz!

Ülkücü iradenin sorgusu,
Parti tüzüğündeki hak,
Olağan Kurultay tarihini 8 ay öne alarak seçim öncesine niye çektiğiniz,
Sizi o kurultayda seçen  ve bugün değişmeyen o delegelerin talebi ile imza sayısı belliyken,
Adaletten neden kaçıyorsunuz?
Neden olayı mahkeme savaşlarına dönüştürüp karışıklık yaratmaya çalışıyorsunuz?

Biz yıllarca, "Hak, hukuk, adalet; Milliyetçi Hareket" diye bağırırken, siz Adalete güveni neden zedeliyorsunuz?

Devletin bekaası diyerek maval okumayın. Bu devlet başsız kalmaz.

Bakınız, çok okuyan insanın bile anlamakta güçlük çektiği sizin o Nobel Edebiyat Ödülüne aday gösterilecek meşhur twitlerinizde bile zaman zaman alıntı yaptığınız Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu ne güzel söylemiş:

Ekmek, su, aş bulmak, gecikebilir.
Temele taş koymak, gecikebilir.
Devlete baş bulmak, gecikebilir.
Ama adalet gecikmez, tez verilmeli!

Hükmünüz artık bitmiştir.
Adaletin ve Ülkücü hareketin önünden çekilin.

* * * * *

Ülküdaşım,

Türkiye'de her türlü şer müsibetin baş çıbanı A.K.P.'ne sarılan mevcut MHP yönetiminin "partide cemaat operasyonu" var safsatasıyla, Ülkücü baş kaldırışa karşı çıkan kardeşim, sana da sesleniyorum!

Al önüne bir beyaz kağıt, her şeyi yaz-çiz; artısını, eksisini belirle düşün ve bir daha düşün, sonra bir kez daha düşün.

Düşün ki, şu an belki bir bademden, solcudan, komünistten çok bana öfke besliyorsun, bana düşman kesildin. Ülkücü, ülkücünün gardaşı değil miydi? Burada bir gariplik yok mu?

Yok diyorsan, zaten seninle hiç bir hukukumuz kalmamış, senle yaşadıklarımız bir yalanmış...

Bana bir şeyleri ispatlamaya çalışma.

Çekil önümden.



Facebook sayfamızı beğenin, takipte kalın...
Yorumlar