Turgut Er, Azerbaycan'da "Bağımsızlığı kazanan kuşak, demokrasi mücadelesi veriyor" dedi

"Azadlıktan Tiranlığa" kitabının yazarı Turgut Er, AKM'de verdiği konferansta, Azerbaycan'ın hala eski Sovyetler Birliği yöneticileri tarafından idare edildiğini belirterek, "Azerbaycan'da 1988 yılında başlatılan Azadlık harekatının öncülerinin yüzde 99'u, 30 yaşını geçmemişti. O kuşak şu anda Azerbaycan'da demokrasi mücadelesi veriyor. Bu öncülere karşılık, iktidara hakim olanlar ise 70 yaşın üzerindeki eski komünistlerdir" dedi.

Kurultay

"Azerbaycan'da bağımsızlığı kazanan kuşak, şimdi demokrasi mücadelesi veriyor"

Ankara Atatürk Kültür Merkezin'nde düzenlenen "Kafkaslar'da demokratik hayatın önemi ve Türkiye'nin rolü" adlı konferansta konuşan araştırmacı yazar Turgut Er, Kafkasya'nın demokratikleşmesinde Türkiye'nin aktif rol oynaması gerektiğini söyledi. Kafkasların, Kuzey ve Güney olmak üzere ikiye ayrıldığını ve Kuzey Kafkaslar'daki ülkelerin tarih boyunca bağımsızlık mücadelesi vermişlerse de başarılı olamadığını, Çarlık ve komünizm Rusyası'nın, bağımsızlık peşinde olan bu ülkelerin insanlarını asimile etmeye çalıştığını, sürgün ettiğini ve toplu katliamlara tabi tuttuğunu hatırlatan Er, Stalin'i dünyanın gelmiş geçmiş en büyük soykırımını uygulamış kişi olarak niteledi.Kafkaslarda birbiriyle ihtilaflı olan, uyuşamayacak milletleri otonom bir devlet haline getirerek, idare ettiğini anlatan Er, günümüzde bu küçük ülkelerdeki gelenek ve görenekler ayrı ayrı olduğunu, çeşitli diller konuşulduğunu belirterek, buna Dağıstan'da konuşulan 17 ayrı dili örnek gösterdi. 

Kuzey Kafkaslar Rusya'nın yumuşak karnı

Kafkaslardaki bu otonom devletçiklerin idari yapıları göstermelik birer başkanlık sistemi olduğunu savunan Er, "Moskova yönetimi, başkan olarak kimi istiyorsa yapılan düzmece seçimler sonucu o kişi başkan olmaktadır. Kuzey Kafkaslar, Rusya Federasyonu'nun yumuşak karnıdır. Şayet kuzey Kafkaslardaki ülkeler bağımsızlıklarını elde eder de demokratik sisteme geçerlerse Karadeniz de Hazar da Rusya Federasyonu'na tamamen kapanır. Bu da Rusya Federasyonu'nu yeniden parçalanmaya götürür" diye konuştu.

Rusya'da yapılan son genel seçimlerde Kafkaslar ve Doğu Rusya gibi otonom devlet ve toplulukların yüzde 99'unun oyu, Putin'in partisine verildiğini hatırlatan Er, "Bu durum, son Başkanlık seçimlerinde de tekrarlanmıştır. Putin'in şehri olan Sen-Petersburg'da ve Moskova'da ise yüzde 47'nin altında oy verilmiştir. Şunu söyleyebiliriz ki Kuzey Kafkasların demokratik sistemle yönetilmesi için önce bağımsız birer devlet olmaları gerekir. Bunun yolu da Rusya Federasyonu'ndan geçmektedir.

Seçimlerde yapılan yolsuzluklar ve sahtekarlıklara rağmen Rusya'da demokrasiye doğru süratli bir gidiş görülmektedir. Yakın bir tarihe kadar Moskova sokaklarında 100 kişi bile bir araya gelemiyordu. Şimdi ise yüz binlere varan insanların katıldığı protesto mitingleri yapılmaktadır" dedi.

Güney Kafkasya hala Rusya etkisinde

Güney Kafkaslar'da ise ülkelerin bağımsızlıklarını 1990'lı yılların başında kazandığını anımsatarak, Rusya'nın bu bölgedeki etkisini anlatan Er, "Ne var ki Rusya'nın askeri birlikleri, Azerbaycan hariç bu ülkelerden bir türlü çıkmamıştır. Ya da Rusların çeşitli baskılar ve seçim hileleri ile yeniden hâkimiyete getirdikleri idareciler, bunu istememiştir. Gürcistan'daki Rus askeri birlikleri ancak gerçek demokrasiye adım atıldıktan sonra ülkeden çıkarılmıştır. Ermenistan'da ise halen hudut birlikleri de dâhil hem askeri üsler hem de ordu birlikleri bulunmaktadır" dedi.

Elçibey, ilk önce Rus birliklerini Azerbaycan'dan çıkardı

Azerbaycan Türkleri'nin 20 Ocak 1990 tarihinde Kızılordu'nun Bakü'yü işgaline karşı direnmesi ve yüzlercesinin şehit olması sonucu bağımsızlığını kazandığını ve 7 Haziran 1992 tarihinde yapılan seçimlerde, birden çok aday arasından yüzde 67 oy alan Azadlık harekatının lideri Ebulfez Elçibey, Cumhurbaşkanı seçildiğini hatırlatan Er, şunları söyledi:

"Elçibey hükümeti ilk iş olarak Rus askeri birliklerini ülkeden çıkardı. Ne var ki daha önceden başlamış olan Yukarı Karabağ savaşı, Rus askeri birliklerinin desteği ile devam ediyordu. Elçibey, tam demokratik usullerle yapılan seçimde Cumhurbaşkanı seçilmişti. Diğer bağımsız ülkelerde ise seçimler göstermelik olarak yapılmıştı. O ülkelerin komünist sekreterleri, yapılan seçim sonucu cumhurbaşkanı adını aldılar. Yani rejim aynı rejimdi. Hatta daha ezici, daha yıkıcı, daha gayri insani olarak sürüyordu. Bu vaziyet halen de devam etmektedir. Demokrasinin adı bile bu ülkelerde telaffuz edilemiyor.

Türkiye'nin de desteğiyle Elçibey iktidarına son verildi

Azerbaycan'ın bu ikinci demokratik hayatı, ancak iki yıl sürdü. Rusların ve o zamanki Türkiye'nin bazı üst düzey yetkililerinin desteği ile Elçibey iktidarına son verildi. Diğer sözde bağımsız olan ve eski komünist sekreterlerin başkanlığı ele geçirdiği Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Gürcistan'da olduğu gibi, Azerbaycan'ın başına da komünist dönemin Politbüro üyesi, Başbakan Birinci Yardımcısı KGB Generali Haydar Aliyev getirildi. Aliyev, ülkenin idaresine gelir gelmez Yukarı Karabağ ve çevresindeki altı vilayet, dört-beş ay içinde Ermenilerin eline geçti. Azerbaycan topraklarının yüzde 20'den fazlası işgal edilmiş oldu. Bir milyondan fazla Azerbaycanlı Türk de öz ülkesinde kaçkın vaziyetine düştü.

Gürcistan'da Gamsahurdiya'yı devirdiler ve komünizm döneminin Dışişleri Bakanı Şevardnadze'yi devlet başkanlığına getirdiler. Ermenistan'da ise eski bir komünist ve Taşnaksütyun ileri gelenlerinden Petrosyan, devlet başkanı oldu. Dolayısıyla Güney Kafkaslara Ebulfez Elçibey ile giren demokratik idare böylece sona erdi ve bölge, tekrar eski komünizm dönemini aratacak totaliter sistemin kör kuyusuna yuvarlandı. Bu kuyudan yakın zamanda Gürcistan, yaralı bereli olarak ve Batılı ülkelerin desteği ile ancak çıkabildi."

Azerbaycan, Türk dünyasının birlik ve beraberliği bakımından önemlidir

Güney Kafkaslarda, her bakımdan büyük ve çeşitlilik arz eden zenginlik ve potansiyele sahip ülkenin Azerbaycan olduğunu vurgulayan Er, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Azerbaycan halkının yüzde 98'i Oğuz Türklerinden meydana gelmektedir. Ülke iki parçalıdır. Azerbaycan'ın büyük parçası Farsların hâkimiyetinde olan yaklaşık 35 milyon nüfuslu Güney Azerbaycan'dır. Diğeri de yaklaşık 9 milyon nüfusu ile Aras ırmağının kuzeyindeki topraklarda bulunan Azerbaycan'dır.

Güney Azerbaycan'da şimdiye kadar iki kez bağımsız devlet kurulmasına rağmen fazla yaşatılamamıştır. Kuzeydeki Azerbaycan da coğrafi ve idari bakımdan Stalin'in “böl-parçala-yut” politikası uyarınca iki bölgelidir. Sovyetler Birliği, Türkiye'nin de garantör olduğu Nahçıvan ile kuzeydeki Azerbaycan'ı, yaklaşık 40 km genişliğindeki Ermenistan'a verilen bir toprak parçasıyla ayırmıştır.

Azerbaycan, Kafkasların ve Ortadoğu'nun gaz, petrol ve diğer tabii kaynaklar bakımından en zengin ülkelerinden biridir. Azerbaycan her bakımdan, özellikle Türk dünyasının birlik ve beraberliği bakımından Kafkasların, Don-Volga boylarının, Orta Asya cumhuriyetlerinin kilididir. Azerbaycan'ın gerçek demokrasiye geçmesi, bölgedeki ülkelere örnek olacaktır. Bu durum, Kafkaslardaki otonom devletleri ve Türk topluluklarının bağımsız olmalarının da yolunu açacaktır. Dolayısıyla bu coğrafyada yaşayan insanlar, hür yaşayarak, kendi kaderlerini kendileri tayin ederek, hür dünyadaki layık oldukları yeri alacaklardır.

Ermenistan'daki seçimler, Rusya'nın öngördüğü ve buna Batılıların da ses çıkarmadığı tarzda cereyan etmektedir. Ne var ki Ermeniler, milli çıkarlarını koruyup kollayacak ve ön planda tutacak olan militan çaplı kadroların iş başına gelmesine özen göstermektedirler. Bu da daha çok Rusya'nın işine gelmektedir. Çünkü Rusya, Türkiye'nin Kafkaslarda etkili olma ihtimalini militan bir Ermenistan ile önleyebileceğini hesap etmektedir. Rus birlikleri Ermenistan'dan çıkmadığı, Ermenilerin işgali altındaki Azerbaycan topraklarından çekilmedikleri, dolayısıyla komşuları ile samimi ilişkileri olmadığı müddetçe çağdaş ve demokratik bir sisteme kavuşamaz."

Hazırlıksız yakalanan Türkiye, önemli işler başardı

Azerbaycan, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve Güney Kafkaslardaki diğer ülkelerin bağımsızlıklarını tanıyan ilk ülke, Türkiye olduğunu anımsatan Er, Türkiye'nin bu bağımsızlıklara yıllarca hazır olmadığı halde bu ülkelere dönük önemli işler gördüğünü ifade ederek, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı, TÜRKSOY, Türk dilli devlet başkanları teşkilatı, Türk dilli haber ajansları birliği, İpekyolu'nun canlandırılması gibi faaliyetleri sıraladı.

Türkiye, bu ülkeleri kollamalı

Türkiye'nin bu devletlerin birbirini koruyup kollayan büyük bir Türk dünyası oluşturmasını arzu ettiğini ileri süren Er, ancak bu gayretlerin amacına ulaşamadığını söyledi. Er, bunun başlıca sebebi, bu ülkelerin yönetiminde bulunanların demokratik yollarla ve halkın oylarıyla seçilmemiş ve Rusya'nın desteği ile “dö fakto” olarak devlet başkanlığı koltuğunda bulunan devlet başkanlarını gösterdi. 

Siyasi partilerin faaliyetleri engelleniyor

Kafkaslardaki halkların okur-yazar oranı çok yüksek olduğunu, kültür düzeyinin ileri seviyede olduğunu ve halkların hayata bakışında, temel ilkelerinde, çağdaşlıkta ve dünyayı algılayışlarında, Rusya'nın birçok bölgesinden ve Arap ülkelerinden çok daha ileri seviyede olduğuna dikkat çeken Er, bu halkların demokratik bir düzende yaşama konusunda daha istekli ve bilinçli olduklarını söyledi. Güney Kafkaslardaki; Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan'da çağdaş demokrasinin vazgeçilmez unsurları olan birçok siyasi parti kurulduğuna dikkat çeken Er, "Bu partiler, demokrasi için mücadele vermektedirler. Fakat partilerin faaliyetleri engellenmektedir. Bunlara hayat hakkı tanınmamaktadır" diye konuştu.

Azerbaycan'da da ülkede birçok siyasi parti olduğunu belirten Er, bu ülkedeki siyasi yapılanmayı şu sözlerle anlattı:

"Seçimde oyu kimin kullandığı değil, oyları kimin saydığı önemlidir"

"Bunlardan bazıları mevcut sistemin birer payandasıdır. Diğerleri ise 1993 yılından bu yana çeşitli güçlüklerle mücadele etmektedirler. Ülke çapında teşkilatlanmalarına, ülke içinde seyahatlerine ve kongre yapmalarına izin verilmemektedir. Bir muhalefet partisinin hiçbir yerde ne binası vardır ne de tabelası asılıdır. Partilerin kongrelerini yapacakları salon dahi tahsis edilmemektedir. Ülkedeki kitle iletişim araçları devlet ya da ülkeyi idare eden ailenin elindedir. Siyasi partilere TV ve radyolarda, seçim dönemlerinde bile yer verilmemektedir. Partilere devlet yardımı yoktur. Seçim sistemi ve mevzuatı, çağdaş demokrasiye uygun olarak hazırlanmıştır, ancak ya halkın seçim sandığının başına gitmesi engellenmekte ya da seçimlerin neticeleri halkın verdiği oylara göre değil, idarenin tespitine göre açıklanmaktadır. Stalin'in meşhur bir sözü vardır; “Seçimde oyu kimin kullandığı değil, oyları kimin saydığı önemlidir.” Azerbaycan'da bu kural uygulanmaktadır.

2003 yılında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini muhalefet partilerinin ortak adayının kazanmasına rağmen totaliter idarenin başındaki tiranın kazandığı ilan edilmişti. Daha sonra yapılan parlamento seçimlerinde de aynı sahtekârlıklar yapılmıştır. Birçok seçim bölgesinde muhalefet partilerinin gösterdiği adayların seçimi kazanmasına rağmen yapılan müdahalelerle parlamentoya muhalefetten bir milletvekili dahi girememiştir. Ülkede sudan bahanelerle siyasi partilerin üst düzey yetkililerinin yurt dışına çıkmaları yasaklanmıştır. Muhalif gazeteciler hapse atılmıştır. Siyasi partilerin ve demokratik kuruluşların mitinglerine izin verilmemektedir. Ülkede 20 yıldır yersiz yurtsuz olan Karabağ kaçkınlarının, hak isteme gösterileri bile engellenmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti'nin yöneticileri, özellikle Azerbaycan'a yaptıkları ziyaretlerde, siyasi parti liderleriyle de görüşmelidir

Totaliterlerin bu yaptıkları yetmezmiş gibi, Türkiye'den bu ülkeye seçim gözlemcisi olarak gidenlerin, siyasetçilerin, basın mensuplarının ve bazı iş çevrelerinin tutumları da Azerbaycan'daki bu çağdışı uygulamaların üzerine tuz biber ekmektedir. Bu gözlemciler, yapılan usulsüzlükleri, baskıları, antidemokratik uygulamaları, seçim sahtekarlıklarını görmezlikten gelmektedirler. Aksine seçimlerin demokratik usullere uygun olduğunu açıklamaktadırlar. Bu tutum süratle terk edilmelidir. Azerbaycan'daki gerçekler hem Türk dünyasına ve hem de dünya kamuoyuna olduğu gibi yansıtılmalıdır.

Türkiye'deki siyasi partiler, Azerbaycan'daki siyasi partilerle sıkı işbirliği içinde olmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti'nin yöneticileri, özellikle Azerbaycan'a yaptıkları ziyaretlerde, siyasi parti liderleriyle de görüşmelidir. Azerbaycan'ı idare edenleri, antidemokratik tutumlarından dolayı uyarmalı ve gerekirse çeşitli baskılar uygulanmalıdır. Türk kitle iletişim araçları, Azerbaycan'da demokrasi mücadelesi veren siyasi partilerle sivil toplum kuruluşlarının haberlerine sürekli yer vermelidir. Türkiye bunları yapmadığı takdirde Kafkaslardaki ülkelerin halkları, bize kırılıyorlar ve küsüyorlar. Türkiye'ye olan hayranlığın ve sevdanın yerini, kırgınlık, küslük ve hatta aleyhtarlık alıyor. Türkiye'nin akıl almaz bu tutumu, mevcut diktatörleri daha da azgınlaştırıyor."

Rusya'nın “Mankurtlaştırma” siyasetinin uygulayıcılarının önü, ancak çağdaş demokrasi ile alınacağını anlatan Er, Kafkas ülkelerinin milli problemleri ve kendi aralarında da ciddi sıkıntılar olduğunu ifade etti. Ermenistan-Azerbaycan arasındaki Karabağ meselesini örnek veren Er, ayrıca Gürcistan'ın Osetya ve Aphazya sorunu, Ermenistan'ın Gürcistan ve Türkiye ile olan ihtilaflarını da dile getirdi. 

Bölgedeki halk göç ediyor

Totaliter uygulamalar nedeniyle bölgedeki halkın ülkelerinden göç ettiğini, Azerbaycan'ın 3 milyondan fazla vatandaşı, 1993 yılından bu yana ülkeyi terk ettiğini kaydeden Er, "Ülke dışında öğrenimini tamamlayan gençler ya ülkeye sokulmuyor ya da ülkede iş verilmiyor. Bilim adamları ve aydınlar da aynı kaderi paylaşıyor" diye konuşarak, şu örneği verdi:

Prof. Dr. Tevfik Kasımov, Türkiye'de bile işten çıkarıldı

"Azerbaycan'ın yetiştirdiği dünya çapında önemli bir fizik alimi vardı. Dünya bilim çevrelerinde adından saygıyla bahsedilen bu fizik profesörü, Tevfik Kasımov'dur. Elçibey döneminde Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı görevini de yürütmüştü. Haydar Aliyev, Profesör Tevfik Kasımov'u 1995 yılında bir süre cezaevinde tuttu. Cezaevinden çıkar çıkmaz da kendisi gibi bir fizik profesörü olan rahmetli Erdal İnönü'nün yardımıyla bilim hayatını Türkiye'de sürdürdü. Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nde hocalık yapan Kasımov'un durumunu haber alan Haydar Aliyev, Türkiye'deki üst düzey dostları vasıtasıyla Tevfik Bey'i işten çıkarttırdı. Tevfik Bey, Azerbaycan'a dönmek istedi, ülkeye sokmadı. Dünyanın saygıyla andığı o yaşlı bilim adamının Ankara'daki işsiz, beş parasız günlerini, uzun zaman iş aramakla geçirdiğine, içim yanarak şahit olmuştum. Tevfik Kasımov'un Batılı ülkelerdeki bilim adamı olan dostları devreye girdi ve İsveç'e gitti. Bu değerli alim, sonunda ikinci vatanım dediği Türkiye'yi üzülerek, feleğe kahrederek terk etmek mecburiyetinde kaldı.

Ganimet Zahit'i gülünç bir suçla cezaevine attılar

Azerbaycan'ın en büyük gazetesi Azadlık gazetesinin genel yayın yönetmeni Ganimet Zahit'tir. Uyduruk ve gülünç bir suçla cezaevine atıldı. Hapisten yeni çıkan Ganimet Zahit'in, eşi ve dört çocuğu, yönetimin adamları tarafından sürekli tehdit edilmeye başladı. Bu vatansever insanlar, ardı arkası kesilmeyen çirkin tehditler sonucu vatanlarını terk etmek mecburiyetinde kaldılar. Bu aile şimdi bir Batı ülkesine sığındı ve acı bir gurbet hayatı yaşıyor.

Bu durumda olan on binlerce bilim adamı, aydın, yetişmiş eleman, sanatında uzman, Azerbaycanlı Türk, ülkesinden ayrı, vatan hasretiyle gurbet ellerde yaşıyor. Yaşanan bu acılar, Kafkaslarda çağdaş demokrasinin kurulamamış olmasından kaynaklanmaktadır. Bu durumlar, yaşadığımız çağa yakışmayan, sıradan birer Stalin politikalarıdır. Bu politikalar birer insanlık ayıbıdır. Kardeş Türkiye'nin bigâne kalmasının ayıbıdır. Çağdaş demokrasiyi ilke edinmiş ülkelerin ayıbıdır. Türkiye'nin ve kendilerini çağdaş demokrasinin havarisi ilan eden ülkelerin vurdumduymazlığı, görmezliği ya da “Tek adamla daha iyi sömürürüm.” anlayışı, Kafkaslardaki halkların ezilmesini, sömürülmesini, ruhlarının alınmasını ve mankurtlaştırılmasını pekiştirmektedir."

Türk dünyası ve Kafkaslarla ilişkiler, ticaret, para kazanma, gaz, petrol boru hattı ilişkilerine dayandırılamayacağını savunan Turgut Er, ilişkilerin demokratik kurallar çerçevesinde, kardeşlik, iyi komşuluk ve dostluk temeli üzerinde yükseltilmesi gerektiğinin altını çizdi. 

İlk seçtikleri devlet adamlarını bir daha iktidara getirmediler

Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla Doğu Bloku ülkeleri, Romanya, Bulgaristan, Çekoslovakya, Doğu Almanya, Polonya, Macaristan gibi ülkelerle Rusya'nın yönetiminde bulunan Litvanya, Letonya ve Estonya gibi ülkelerin demokrasiyi seçtiğini belirten Er, "Çağdaş demokrasiye geçişleri belki biraz sıkıntılı oldu, ama kararlı bir şekilde hedefe doğru emin adımlarla ilerlediler. İlk seçtikleri devlet adamlarını bir daha iktidara getirmediler, daha iyisini aradılar, en layığını bulmaya çalıştılar. İktidarları kansız bir şekilde sandıkta değiştirdiler. Bu ülkeler şu anda çağdaş demokratik düzeni özümsemiş, halkını seven insanlar tarafından idare edilmektedir. Halkları insanca yaşıyor. Ülkede ezen de yok ezilen de. Marjinal gruplar hariç hiçbir kimse, ülkesini terk etmeyi düşünmüyor" diye konuştu.

Türk Cumhuriyetleri'nde diktatörlük var

Türk Cumhuriyetleri'nde ise aynı ifadeleirin kullanmanın mümkün olmadığını, aksine tam anlamıyla birer diktatörlük haline geldiğini anlatan Er, "Belarus ile Kafkas ülkeleri ve Orta Asya'daki Türk cumhuriyetlerinde, yaklaşık 20 yıldır aynı insanlar ya da onların yakınları iktidardadır. Bunlar eski komünist sekreterler ya da KGB'nin güvenilir elemanları ve üst düzey yöneticileridir. Buna bir örnek vermek gerekirse Azerbaycan'da yaklaşık 45 yıldır aynı yöneticiler işbaşındadır.

Çarlık Rusyası'nda ve özellikle Sovyetler Birliği döneminde, Kafkas ülkeleri ve Türkistan'daki insanları, birer mankurt olarak yetiştirdiler. İnsanları bir insan olarak görmediler. İnsanların şahsiyetini, kişiliğini, ruhunu ezdiler, horladılar, korkuttular, sindirdiler. Rusların bu gayri insani rejimlerine “Hayır” diyen vatanseverleri, aydınları, siyasetçileri, ya vatanlarından Sibir'e sürerek oralarda öldürdüler ya da “Halk Düşmanı” diye düzmece suç uydurup, kurşuna dizdiler. Eski Sovyetler Birliği coğrafyasında yaşayan insanlar, bu korkuyu, bu duyguyu üstlerinden daha yeni yeni atmaya çalışıyorlar" dedi.

Er, bu insanlar vatanlarının sahibi ve birer hissedarı olduklarının daha yeni yeni farkına vardığını belirterek, sözlerine şu ifadelerle son verdi:

Azerbaycan'ın bağımsızlığını sağlayanlar şimdi demokrasi mücadelesi veriyor

"Azerbaycan'da 1988 yılında başlatılan Azadlık harekatının öncülerinin yüzde 99'u, 30 yaşını geçmemişti. O kuşak şu anda Azerbaycan'da demokrasi mücadelesi veriyor. Bu öncülere karşılık, iktidara hakim olanlar ise 70 yaşın üzerindeki eski komünistlerdir. Türkiye vakit kaybetmeden Kafkas ülkelerinin demokrasiye geçmesi için bütün imkanlarını seferber etmelidir. Bunu milli bir politika olarak kabul etmeli ve uygulamalıdır. Ezilen, horlanan, insan yerine konulmayan fertlerin ve toplumların, hiç kimseye faydası yoktur"

Facebook sayfamızı beğenin, takipte kalın...

Yorumlar