Kılıçdaroğlu: Ya 5 kişi tecavüz etse?

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu iktidar partisince çıkarılmak istenen cinsel istismar düzenlemesiyle ilgili "Kız çocuğuna tecavüz edilecek. Tecavüzcüsü ile evlenirse af getiriyorlar. 5 kişi tecavüz etse, bir kişi 'ben evleniyorum' derse herkes beraat edecek. Ahlâka bakın. Böyle bir ahlâk olabilir mi?" diye sordu.

Kurultay

"Ya 5 kişi tecavüz etse?"

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Trabzon'da düzenlenen CHP Genişletilmiş İl Başkanları toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu, iktidar partisince çıkarılmak istenen cinsel istismar düzenlemesi, başkanlık sistemi, maden kazaları, darbe girişimi, terör, Kıbrıs ve Yunanistan tarafından işgal edildiği iddia edilen Ege adaları hakkında konuştu.

Cinsell istismar düzenlemesine tepki

Meclis'e sunulan tasarıyla tartışmalara neden olan cinsel istismar ile ilgili düzenlemeye değinen Kılıçdaroğlu, kız çocuklarına tecavüz edenlere af getirildiğini savundu ve şunları söyledi:

"Sizde vicdan, ahlâk yok mu? Ben bunu sormak zorundayım, düşünün 5, 6, 10 yaşında kız çocuğuna tecavüz edilecek, tecavüzcüsü ile evlenirse af getiriyorlar. Böyle bir şey olabilir mi? Ya 5 kişi tecavüz etse 1 kişi 'Ben evleniyorum' dese, herkes beraat edecek. Ahlâka bakın Allah aşkına. Böyle bir ahlâk olabilir mi? Bunun neresi insanlık, insanlığa sığmaz. Buradan bütün kadın kardeşlerime sesleniyorum; gösterdiğiniz bu duyarlılık nedeniyle sizi yürekten kutluyorum, iyi ki siz varsınız iyi ki kendi çocuklarınıza sahip çıkıyorsunuz."

"15 Temmuz darbe girişiminden hükümetin önceden haberi vardı"

15 Temmuz darbe kalkışması sonrası darbeye karşı ilk kez bu kadar büyük bir ortak payda oluştuğunu ve herkesin demokrasiyi savunduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Yapılması gereken, darbe girişiminde bulunanların alınıp yargıya teslim edilmesidir. Asıl failler bir tarafta duruyor. Öğretmen, esnaf, memur, işveren, hakim, savcı tamamını aldık, 'sizi cezalandıracağız' dedik. OHAL ilan edildi. OHAL'in yasal sınırlar içerisinde kullanılması lazım. Ne yaptık? Tam tersi oldu. Merak ediyorum. Maarif Vakfı'nın üyelerine verilecek olan aidat neden OHAL kararnamesi ile belirlenir. Rektör seçiminin kaldırılması tekrar 12 Eylül darbe hukukuna dönülmesi nedir? Darbe ile ne ilgisi var? Neden böyle bir fırsatçılık yapılıyor ve parlamento devre dışı bırakılıyor? Biz bunları eleştiriyoruz. Bunları eleştirdiğimiz için hükümet tarafından suçlanıyoruz. Biz haklıyız. Hukukun üstünlüğünü savunuyoruz. 1 milyonu aşkın mağdur var. Babayı atıyorsunuz hapse, çocuğa da iş vermiyorsunuz. 'Bunlar ağacın kökünü yesin' diyorsunuz. Bu olmaz. İnsana, inanca, imana aykırıdır. Yoktur böyle bir şey. Neden bunu yaratıyorsunuz. Git darbeciyi yakala. Sana itiraz eden oldu mu? Çıkar mahkeme önüne. 15 Temmuz darbe girişiminden hükümetin önceden haberi var mıydı, yok muydu? Biz biliyoruz ki önceden haberleri vardı. Gerçeklerin ortaya çıkması için hep birlikte mücadele edeceğiz. Baskı dolayısıyla çok kurumun sesi çıkmıyor. Biz bunu sonuna kadar götüreceğiz ve araştıracağız. Darbeden bu millet çok çekti. Darbe ile mücadeleye evet, karşı darbeye hayır."

"Şehitler arasında ayrım yapıyorlar"

35 yıldır ülkede terörün bitmediğini ifade eden Kılıçdaroğlu, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası şehitler arasında ayrım yapıldığını belirterek şunları söyledi:

"İnsanda biraz vicdan olur, insanlık olur. Şehitler arasında ayrım yapılır mı? Dağda PKK ile mücadele ederken şehit düşenle Ankara'da demokrasi konusunda mücadele düşen arasında ayrım yapıyorsunuz. Şehit bizim şehidimizdir. Şehitler arasında ayrım olur mu? Adaletten, ahlâktan, erdemden söz ediyorlar. Olmaz. Terör şehidine 87 bin 850 lira, 15 Temmuz şehidine 101 bin 28 lira. Niçin? Niye bu fark? Şehitse bizim şehidimizdir. O şehit yakınlarına söz verdim. Bu kanun hükmünde kararname parlamentoya geldiğinde bu farklılığı gidermek için elimizden gelen çabayı göstereceğiz ve mutlaka bunu düzelteceğiz. Bütün şehitlerimizin başımızın üstünde yeri var."

"4 Yılda terörü bitirmezsem siyaseti bırakırım"

Terör olaylarına değinen ve hükümetin niyeti varsa terörü önleyebileceğini ifade eden Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ben söz veriyorum. Öyle 14-15-20 yıl değil. 4 yıllık bu milletten yetki istiyorum. 4 yılın sonunda PKK terörü dahil terörü bitirmezsem siyaseti bırakırım. Bu kadar kararlı, inançlı ve kendime güveniyorum. Türkiye'nin birliği ve bütünlüğü içerisinde, ülkenin bekasını koruyarak, Türkiye'nin aydınlığı güçlendirerek, Türkiye'yi dünyada bir marka yaparak bunların tamamını bitiririz. Nasıl? Aklımızı kullanarak. Başkalarının oyuncağı olmayarak. Eğer hükümet kalkıp, 'Bunlar bizi kandırdı' diyorsa yarın bu hükümeti başkalarının kandırmayacağının garantisi ne? PKK, IŞID, FETÖ kandırdı. Bu devleti siz yönetmiyordunuz o zaman. Şimdi, 'Biz bunları bilmiyorduk, saftık. Kılıçdaroğlu biliyordu o yargılansın' diyorlar. Pes ya. Ama söz veriyorum. Siz dahil gelin, yüreğiniz varsa ben yargılanmaya hazırım. Gelin birlikte yargılanalım. Ben bütün belgeleri ortaya koyarım."

"Bir kişinin arzusu ile ülkenin rejimi değişmez"

Başkanlık sistemine de değinen Kılıçdaroğlu, gösterdiği anayasa kitapçığındaki 104'üncü maddeyi okuyarak şu değerlendirmelerde bulundu:

"Bu madde değiştiriliyor, 'partili cumhurbaşkanımız' diyorlar. Başkan demeyelim, başkan dersek kötü anlaşılıyor. Çok madde değişecek. Her yerde cumhurbaşkanı yazılı. 'Biz buna partili cumhurbaşkanlığı diyelim' deniyor. Niçin? O zaman devletin bütününü temsil eder mi? Hayır. CHP olarak bizi temsil etmez. Abdullah Gül, Ahmet Necdet Sezer, Süleyman Demirel, Turgut Özal bizi temsil ediyordu. Hiçbirisi partili değildi. Ama bir partiyi temsil ederseniz devletin uyumunu sağlayamazsınız. Bununla siz 'rejimi değiştirmek istiyorsunuz' diyorum. 'Hayır, rejim 1923'de kuruldu, rejim değişikliği söz konusu değil' diyorlar. Bir devletin yönetim biçimine rejim denir. Tarafsız cumhurbaşkanının olduğu bir yerden kalkıp ta başkanlık sistemine geçerseniz rejimi değiştirmiş olursunuz. Bu kadar basit. Milleti aptal yerine koymaya kimsenin hakkı yok. Rejimi değiştiriyorsunuz. Üstelik gelecek olan başkan hakimleri, valileri, büyükelçileri, milletvekillerini de tayin edecek. Güçler ayrılığı değil güçlerin birliği olacak. Bir kişi bütün yetkilere sahip olacak. Dünyada böyle bir örnek eskiden Hitler'de vardı. Biz 21'inci yüzyıldayız. Bütün yetkiler bir kişiye verilecek. 'Bu partili cumhurbaşkanıdır' deniyor. Sağa sola sapmadan getirilen tam başkanlıktır. Tam başkanlık getiriyorsun. ABD modeli mi, hayır onunla ilgisi yok. Bütün yetkiler bir kişiye verilmiş. ABD Başkanı büyükelçi tayin edemez. Onların senatosu, kongresi tayin eder. Başkanlık farklı bir şeydir. Bir ülkenin rejimini o ülkede bir kişi veya bir parti belirleyemez. O ülkenin rejimini tarihi, sosyolojik ve kültürel koşulları belirler. Osmanlı döneminden beri parlamenter sistem deneyimimiz var. 140 yıllık tecrübeyi atıyoruz, yerine yeni bir modeli bir kişinin arzusu ile getiriyoruz. Bu olmaz. Bu ülkeye yazık günahtır. Bu ülke deneme tahtası değildir. Deneme tahtası haline getirirseniz ülkede kan akar, gözyaşı olur. Buna izin vermemeliyiz. Bu doğru değildir. Herkesin aklını başına alması lazım. Herkesin sağduyu ile düşünmesi lazım. Bir kişinin arzusu, bir kişinin beklentisi üzerine bir ülkenin rejimi değişemez. Bunu yapanlar bu ülkeye ihanet içerisindedirler."

"Biz dikta yönetimlere karşıyız"

Ülkede başkanlık sistemini içeride ve dışarıda iki kişinin istediğini öne süren Kılıçdaroğlu, dışarıdaki kişinin Cumhurbaşkanı Erdoğan, içerideki kişinin ise Abdullah Öcalan olduğunu söyledi. Geçmişte yapılan bazı konuşmaları hatırlatan Kılıçdaroğlu, şöyle dedi:

"Sağduyu ile düşünen hangi partiden olursa olsun, eğer bu ülkenin bekasını, geleceğini, birliğini, dirliğini düşünüyorsa, maceralardan uzak durmak zorundayız. Cumhuriyetin kuruluşu demokrasi ile taçlandırıldığı zaman bir anlam ifade eder. Bize dünyada saygınlık kazandıracak olan da budur. Biz dikta yönetimlerine karşıyız. Erdoğan'ın Gaziantep'te yaptığı bir konuşma var. Terör olayları tartışılırken, 'verin 400 milletvekili, bu iş bitsin' dedi. Ne demek bu? 'Verin 400 milletvekili ben bu işi bitireyim, istediğimi yapayım. İstediğim anayasa değişikliğini yapayım. CHP hep bana engel oluyor. Ben bütün bu işleri halledeceğim' diyor. 'Eyaletler sistemini getireceğim' diyor. Hepimiz bunun arkasındaki olayı bilmeliyiz. Eminim Türkiye'nin bekasını, geleceğini, birliği ve bütünlüğünü ben nasıl düşünüyorsam sokaktaki esnaf, ayakkabı boyacısı nasıl düşünüyorsa Bahçeli de aynı duyarlılıkla düşünmek zorundadır. Bu ülkenin birliğini, bütünlüğünü, bekasını hepimiz savunmak zorundayız. Bu ülke altın tepsi içerisinde bize sunulan bir ülke değildir. Acı, kan, gözyaşı, şehitler vardır. Doğuda, batıda, Antep'te, Urfa'da, İzmir'de, İstanbul'u düşünün. Bu mücadelelerin sonunda Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulmuştur. Dolayısıyla, 'Türkiye Cumhuriyeti devletini ben geleceğim, istediğim gibi yöneteceğim.' Ne demek oya bakarım? Her şey oyla olmaz. 'Oyum var istediğimi yaparım, ülkeyi parçalarım.' Buna da kimsenin gücü yetmez. Niye yetmez? Bir tek CHP'li varsa parlamentoda, kimsenin buna gücü yetmez."

"Diplomaside bir dil vardır"

Ülkenin tarihin en büyük dış politika yenilgisinin bu dönemde yaşadığını iddia ederek konuşmasını sürdüren Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin tüm komşuları ile kavgalı olduğunu belirterek, "Bir ülkenin Cumhurbaşkanı bir başka ülkelerin topluluğunun parlamento başkanı için, 'Terbiyesiz' sözcüğünü kullanırsa çok şey kaybedersiniz. Böyle bir laf asla kullanılamaz. Diplomaside bir dil vardır. Cumhurbaşkanlığı makamının zorunlu kıldığı bir ağırlık vardır. Kahvehanede konuşur gibi konuşamaz. Kahvede oturduğunuz gibi konuşursanız Cumhurbaşkanlığı makamına hak ettiği değeri veremezsiniz. O ağırlığı kayba ve zaafa uğratırsınız" dedi.

Kıbrıs ve 12 ada konusu

Türkiye'nin, Ege'de egemenliği tanımlanmamış ve Yunanistan'a bırakılmamış 16 adası bulunduğunu anlatan Kılıçdaroğlu, şu ifadeleri kullandı:

"16 adamız şu anda Yunanistan'ın işgali altında. Ben Sayın Binali Yıldırım'a Trabzon'dan gayet net ve açık bir soru soruyorum, siz milliyetçiyseniz, bu ülkenin her karış toprağını savunuyorsanız, 'Ben düşmana bir çakıl taşı dahi vermem' diyorsanız bu 16 adayı Yunanistan'a hangi gerekçeyle teslim ettiniz? Hangi gerekçeyle bizim bu adalarda bayrağımız değil de Yunanistan'ın bayrağı dalgalanıyor. Bir Allah'ın kulu çıkıp bana bunu anlatsın. 'Milliyetçilik' diyorlar, 'Dünyaya meydan okuyoruz' diyorlar, bıraktım dünyayı kardeşim, horoz öttüğünde biz duyuyoruz, burnumuzun dibindeki adalara geldiler, bayraklarını diktiler.

Arkadaşlarımız komisyonda bakana soruyorlar, 'Bu adalar bizim mi', 'Bizim' diyorlar. Yunanistan işgal etti. "Efendim biz onlarla görüşmeler yapıyoruz.' Ne görüşmesi kardeşim, adam gelmiş burnunun dibine sen hala 'Ben onlarla görüşme yaptım.' Ne demek görüşme, benim toprağım işgal edilmiş. Türkiye Cumhuriyeti işgal edildiği zaman Mustafa Kemal Atatürk onlarla oturup görüşüyor muydu? Yoksa 'Ben seni denize dökerim, hakkımı ararım ondan sonra gel masaya mı' dedi."

Kılıçdaroğlu, "Böyle giderse bunlar Kıbrıs'ı da verecekler" ifadesini kullanarak, "Buradan Binali Yıldırım'ın dikkatini çekiyorum, Kıbrıs'taki gelişmeleri yakından izliyoruz. Kıbrıs'ı aldık, Beşparmak Dağları'na, Akdeniz'e CHP'nin milliyetçiliğini yazdık, orada şehitlerimiz var, kan döktük orada bu ülkenin bağımsızlığı için. Şimdi sen kalkacaksın masalarda Kıbrıs'ın büyük bir kısmını onlara teslim edeceksin." diye konuştu.

Buna asla izin vermeyeceklerini belirten Kılıçdaroğlu, "Türkiye Kıbrıs'a niye gitti çünkü orada soydaşlarımız çoluk çocuk, kadın erkek demeden katlediliyordu. Peki Kıbrıs'a gittik ne oldu? Kıbrıs'a barış geldi. Kimsenin burnu kanadı mı? Hayır. Şimdi hangi tavizleri verebiliriz diye. Annan Planı ile geldiler, Türk kesimi kabul etti. Kim reddetti? Rum kesimi. Bitti kardeşim, neyin pazarlığını yapıyorsun. Kime nereyi peşkeş çekeceksin sen? Bunu kabul etmiyoruz." ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, daha sonra basına kapatılan toplantıda il başkanları ile bir araya geldi.

Maden kazası

İl başkanlarına seslenen Kılıçdaroğlu, konuşmasına Siirt Şirvan'daki maden kazasını hatırlatarak başladı. Türkiye'nin iş kazalarında Avrupa'nın birinci ülkesi olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

"İş kazasında en çok ölümler Türkiye'de oluyor. Avrupa birincisiyiz, dünyada üçüncüyüz. Neden şu? Aklı başında olan yöneticiler, ülkeyi yönetenler geleceği düşünerek karar alırlar. Bir olay var mı, var. Nedir; iş kazası. İşçi nereye gidecek; yer altına veya 15'inci 16'ıncı katlarda çalışacak. Önlemini alırsınız. Biz kaza olduktan sonra önlem alıyoruz. Aklı başında olan hükümetler kaza gerçekleşemeden önlemleri alıyor. Aramızdaki temel farklılık bu. Bu farklılığı bugüne kadar bu hükümete anlatamadık. Önceden önlem alın. Avrupa, Japonya, ABD nasıl önlem alıyorsa siz de alın. Yasa ve yönetmenlikler belli. Niye biz yapmıyoruz ve hangi gerekçe ile yapmıyoruz? Kaza oluyor, işçi hayatını kaybediyor. Hep beraber ağlıyoruz. Avrupalı böyle yapmıyor. Önleminizi alırsınız, ondan sonra, 'Ne yapalım, Allah'tan geldi' dersiniz. Şimdi biz her şeyi Allah'a havale ediyoruz. Kendi kusurlarımızı bile Allah'a havale ediyoruz. Bu doğru değil."

Facebook sayfamızı beğenin, takipte kalın...

Yorumlar