Gün: Beyrut Patlaması Kaza Değil Sabotajdır!

  Aybala POLAT / QHA Ankara

Kurultay

Gün: Beyrut Patlaması Kaza Değil Sabotajdır!

Emekli Topçu Binbaşı, Stratejist ve Kudüs Dernekleri Genel Başkanı Suat Gün, Beyrut patlaması ve Ortadoğu'da yaşanan gelişmeler hakkında Kırım Haber Ajansının sorularını cevapladı.

Stratejist Gün, Beyrut'taki patlamanın niteliği, patlamanın bir kaza değil sabotaj olduğu ve İsrail ile olduğu ileri sürülen ilişkisi hakkında çarpıcı iddialarda bulundu. Patlamanın çok profesyonel bir operasyon olduğunu ifade eden Gün, ayrıca patlamanın 1917 yılındaki büyük Haydarpaşa Gar yangını ile benzerlik taşıdığını belirtti. İşte o röportaj:

Beyrut Limanı'nda yaşanan patlama hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce kaza ifadesi teknik olarak durumu açıklamaya yeterli mi?

Beyrut patlaması kaza olarak söylense de, kaza değil sabotajdır. Bunun böyle olduğunu doğrulayan yüzlerce delil gösterilebilir. Bana gelen bazı videolarda havadan füze atıldığına dair görüntüler var. Bu çekimlerin yer ve tarihinin doğrulanması gerekiyor. Sahada füze parçalarının aranması gerekiyor. Radyasyon ölçümleri yapılması ve radyoaktif kalıntılar aranması gerekiyor. Ancak amonyum nitratın depolandığı bölmeler arasında irtibat ve bölmelerin sızdırmazlığı, elektrik tesisatının durumu, bölmelerin yapılarının kontrol edilmesi gerekiyor.

Normalde biz ağır top mühimmatını şöyle atarız: Mermi namluya sürülür, arkasına sevk barutları koyulur. Kama kapatılır. Kamanın üzerindeki fünye yuvasına fünye konur, biz buna iş'al (parlatma-tutuşturma) hakkı deriz. Önce fünye ateşlenir. Bu büyük bir alev çıkartır. Bu alev sevk barutlarını yakar, oluşan yüksek basınçla top patlar, mermi namludan hızla dışarı çıkar. Yani TNT olsun, amonyum nitrat olsun, nispeten yanma hızı yavaş olan patlayıcılar bir iş'al hakkı olmadan kolayca tutuşmaz. Filmlerde görmüşsünüzdür. Köprülere sabotaj düzenleyen artistler; köprülerin ana kirişlerine tahrip kalıplarını döşerler, bunların arasında yanan fitil döşenir. Fitil gelir fünyeyi alevlendirir. Fünye tahrip kalıbını ateşler.

Patlayıcı madde depolamada Emniyet Mesafesi aşağıdaki formül ile hesaplanabilir.

"ÇOK PROFESYONEL BİR OPERASYON YAPILMIŞTIR"

Ağırlığı 195 kilogramdan fazla olan imha hakları için emniyet uzaklığı 750 metredir. Bu formüle göre "Tahrip Maddesi" miktarını 2750 ton=2.750.000 Kg olarak yazar, küp kökünü alırsak ne çıkar: 140 metre. Bununla 130'u çarparsak emniyet mesafesi 18 Km civarındadır. Tabiî ki ki rakam TNT gibi yüksek patlayıcılar içindir. Amonyum nitratın patlama gücü az olduğu için bu mesafe 5 Km kabul edilebilir. Patlamanın basınç tesiri deniz tarafına niçin gitmemiştir, bu konunun da incelenmesi gerekir. Bir defa bu kadar büyük miktarda patlayıcının şehirle iç içe depolanması hatadır. Normal mantığa göre emniyet tedbirleri alınırsa patlayıcılar durduk yere patlamaz, yanmaz. Ancak bu madde uzun müddet rutubet emdiği için düşük hızda yanar. Patlamanın süratine- hızına, yayıldığı alana, tahrip ettiği tesislere baktığınızda amonyum nitratın bu şekilde devasa bir şiddetle patlamaması gerekirdi. Belli ki bu konu üzerinde ilmi şekilde çalışılmış, çok profesyonel bir operasyon yapılmıştır. Su uyur düşman uyumaz. Gelir evinizde vururlar.

Beyrut'taki patlamanın saniye saniye görüntüleri:

"BU EYLEMİ İSRAİL YAPTI!"

Yani sizce bu bir kaza değil mi?

Kesinlikle bir kaza değil, sabotaj... İsrail bu eylemi yaptı hemen telaşa kapıldı. Bizim Hayfa limanında 12 bin ton amonyak bulunuyor dediler. Tabi buralarda petrol depolama tesisleri var. Hayfa Limanı'da çok hassas bir hedef... Zaten İsrail eski Meclis Başkan Yardımcısı İsrail'deki sağcı Zehut (Kimlik) Partisi Başkanı ve eski Moshe Feiglin, Beyrut Limanı'nda meydana gelen patlama hakkında "Muhteşem bir havai fişek gösterisi seyrettik" ifadelerini kullandı. Feiglin, "Sevgililer günü onuruna bu harika kutlamayı düzenleyen gerçek kahramanlara" da teşekkür etti.

Bundan daha açık itiraf olur mu?

Kaza olmadığını anlatmak için patlayıcı teknolojisi hakkında biraz bilgi vermek istiyorum.

Tahrip işlerinde kullanılan maddelerin patlama hızı saniyede 1000 &8211; 8500 metre kadardır. Alçak patlayıcı maddeler,  nispeten yavaş olarak infilak eder saniyede 400 metreye kadar süratle yayılırlar. Patlayıcılar maddenin 4 halinde de bulunabilirler: Sıvı -Nitro gliserin, Katı &8211; Dinamit, TNT, Gaz -Likit gazları, buharlaşmış nitro gliserin, plazma-nükleer patlayıcılar.

Nitro Gliserin: Güçlü patlayıcıdır. Saf halinde sıvı şeklinde bulunur. Sıvı olarak muhafazası güç olduğundan amonyum nitrat odununa emdirilmek suretiyle muhafaza edilir.

Amonyum Nitrat: Askeri tahrip maddeleri içinde patlamaya karşı en isteksiz olanıdır. Başarıyla infilak ettirilebilmesi için yemleme imla hakkıyla ateşlenmelidir. Patlamayı hızlandırmak için iş'al hakkına ihtiyaç duyar. Hassasiyet zayıflığından dolayı amonyum nitrat daha süratli patlayıcı maddelerle birleştirilerek kullanılmaktadır.  Düşük maliyeti nedeniyle, esas olarak çukur ve hendek açma imla hakkı olarak kullanılmaktadır. Ticari olarak taş ocaklarında, yol yapımlarında, tünel açmada çokça kullanılır.  Amonyum nitrat aşırı derecede nem çekici olduğundan hava geçirmez kaplarda korunmazsa niteliğini kaybeder, sönük alevle yanar.

Şimdi size soruyorum 6 seneden beri limanda bekleyen, yanma hızı odun kömürü seviyesine düşmüş bu madde nasıl oluyor da nükleer patlama gibi patlıyor? Günümüzde nükleer eşdeğeri patlama gücü üreten klasik patlayıcılar üretildi, patlama nano seviyede başlatılıyor, 40-50 metre derinliklere kadar nüfuz ediyor.

Bu konuda bizim Birinci Dünya Savaşında Başımızdan geçen Haydarpaşa Gar yangını olayı var. Kâinatta hiçbir şey tesadüfen olmaz.

Eğer kaza olduğunu düşünmüyorsanız bölgedeki gerilim de göz önüne alındığında Lübnan'daki patlama ile hangi ülke veya gruplar kimlere ne mesaj vermek isteyebilir?

Osmanlı'nın çekildiği bütün coğrafyalarda kan ve gözyaşı var. Balkanlar, Kuzey Afrika, Doğu Afrika, Ortadoğu, Hindistan, Keşmir, Arakan, Somali, Sudan, Doğu Türkistan kan revan içinde...

OSMANLI ÇEKİLDİKTEN SONRA LÜBNAN'A NE OLDU?

Şimdi Osmanlı çekildikten sonra Lübnan'da ne oldu? Fransızlar işgal etti. Katolik Marunîleri desteklediler, bunların başkanlığında hükumetler kurdular. Lübnan'da kimler var? Şiiler var (Hizbullah), Dürzîler var (İslamiyet'in içinden çıkmış tek tanrılı bir dini grup), Sünniler var (Bunlar Türkiye'ye ve geçmişte Osmanlıya sadakat duyan unsurlar. Hariri Ailesi bunlardan biri.) Filistinli Mülteciler var ve ciddi bir sayıdalar yüzde 35 gibi. Sünniler biraz çoğunlukta ama bir nüfus dengesi var: Cumhurbaşkanı Marunî, Başbakan Sünni, Meclis Başkanı Şii... Ordu karma bir yapı, Hizbullah'ın askeri gücü Lübnan Ordusu'ndan daha fazla...

"İSRAİL SON 20 YILDA EN ÖNEMLİ RAKİPLERİNİ GÜÇ OLMAKTAN ÇIKARDI"

İsrail diyor ki; hemen kuzey hududumda Şiiler-Hizbullah var kendimi emniyet içinde hissetmiyorum. Hizbullah burayı terk etsin. Hizbullah'tan önce buralarda Sünniler ağırlıkta idi İsrail saldırdığı için iç bölgelere kaçtılar meydan Hizbullah'a kaldı. Biliyorsunuz; Şiiler Hizbullah'tan önce Emel Hareketi içinde örgütlenmişlerdi. Bunlar dünkü hareket değiller. Biz vatanımızı savunuyoruz. Siz dağdan geldiniz, bağdakini kovuyorsunuz diyorlar. İsrail, son 20 senede en önemli rakiplerini güç olmaktan çıkardı. Irak artık İsrail'e kafa tutan bir güç değil, Suriye iç harbe sürüklendi mukavemet edecek gücü yok, rejim İran ve Rusya sayesinde ayakta duruyor. İran, Suriye ve Lübnan'da etkili olursa İsrail'in önünü tıkar. Suriye'de muhalifler yönetime gelirse; Batı ve İsrail bakış açısına göre daha azılı düşmanları iktidara gelmiş olur. Bu durumda İsrail için en iyi hal tarzı çatışmanın sürmesi, bölgenin istikrarsızlığının devam etmesidir.

Mesela bakınız El Şebab Somali'de ne yapıyor? Türkiye'ye saldırıyor. Türkiye orada devlet otoritesi kurmaya çalışıyor, ordu kurup milleti devlet ve refaha kavuşturmaya çalışıyor, onlar gelip bizim doktorlarımızı, diplomatlarımızı, kuyu açan yardım görevlilerimizi, Kızılay personelini vuruyorlar. Bu adamlar milli İslami kimliğe sahip olsalar böyle yaparlar mı? İpleri başkalarının elinde olmazsa Türklere saldırırlar mı?

Şunu söylemek istiyorum. Batı İsrail için esas olan kaos ve denge, bunalım ve buhran, kargaşa ve istikrarsızlıktır.

"SÜNNİ- Şİİ SAVAŞININ HEDEFİ, SONU VE KAZANANI YOKTUR"

Batı İran'a çatışmayı hızlandırmak için yol verince İranlı politikacılar bunu gerçek zannettiler. İran en büyük hatasını 2003'de yaptı. Irak'ta Sünni direnişi ezmek için ABD ile antlaşma yapıp Kasım Süleymani'nin adamlarını Irak'a soktu. Direniş ezildi. Irak dolayısıyla İslam dünyası savaşı kaybetti. Süleymani aklı sıra ABD'yi Irak'tan çıkartmaya kalkınca kaybetti. İslam dünyası şunu anlamalıdır: Sünni-Şii savaşının hedefi yoktur, sonu yoktur, kazananı yoktur. 10-15 asırlık husumet hikâyelerini tekrar etmenin mantığı yoktur. İşte el gelir, bütün dünyanın gözü önünde limanı vurur. 10-15 milyar dolarlık limanı imha eder, 1500-2000 kişiyi öldürür bir o kadarını sakat bırakır. 300 bin insanın evini, işini yıkar. Durum budur.

Benzer haber:
Beyrut'ta gerçekleşen patlamanın ağır bilançosu ortaya çıkıyor!

Lübnan'da 1975'ten savaşın sona erdiği 1990 yılına kadar yaklaşık olarak 150.000 &8211; 230.000 insan ölmüştür, ne için ölmüştür, niçin ölmüştür, hangi zaferi kazanmıştır, taraflar ne elde etmiştir bilen var mı?  Bazıları diyorlar ki bu patlama Türk-İsrail ilişkilerini geliştirir. ll. Beyazıt zamanındaki gibi Türk Yahudi ittifakı olur.

Bu bakış açısı külliyen yanlış bir analiz saplantısıdır. Bu günün dünya şartları 1492'deki Yahudilerin zayıf, Osmanlı'nın güçlü, Yahudilerin korunmaya, Osmanlı'nın nam salmaya ihtiyaç duyduğu şartlarda değildir. Yahudiler, küresel bir ekonomik düzen kurdular. Dünyanın ortak para birimi dolar onların, FED ve bütün merkez bankaları onların, dünya ticareti onların kontrolünde, Çin emirlerinde, Çin'deki fabrikalar onların. ABD yönetimini boyunduruk altına almaya çalıştıkları bir dönemde böyle bir ortaklığa razı olurlar mı?

Siz bu patlamayı 1917 yılında Haydarpaşa Limanı'nda meydana gelen gar patlaması ile ilişkilendiriyorsunuz, böyle bir şey mümkün mü? Bu iki patlama arasında ne gibi bir bağlantı olabilir?

Sadece iki patlama arasında bir bağlantı yok... Beş patlama arasında bir bağlantı var: 1. si Haydar Paşa Garı Patlaması. 2. si Nuri Killigil Paşa[1] 'nın fabrikasının patlatılması, kendisi yüksek vatansever bir komutandır. Ürettiği silahlar Filistin, Suriye ve Mısır'a gittiği için şehit edilmiştir.

3. Patlama, Irak'ın kurduğu nükleer santrale karşı İsrail'in yaptığı Osirak saldırısıdır. 1981 yılında İsrail Hava Kuvvetleri tarafından, Irak'a ait Osirak nükleer deneme reaktörünün imhasına yönelik gerçekleştirilen hava saldırısı.

Irak 1970'lerde Fransa ile yürüttüğü iyi ilişkileri enerji ve askeri alanlara taşımıştı. Bu amaçla 1979 yılında Fransa'dan Osiris sınıfı nükleer reaktör satın aldı. İsrail Askeri İstihbarat Servisi bunun, gelecekte nükleer silah üretimine yönelik plütonyum imalini amaçlayan bir hareket olarak değerlendirdi, 7 Haziran 1981 reaktöre nükleer yakıt konulmadan önce imha edilmesine karar verdiler ve imha ettiler. Tabiî ki reaktörde çalışan yüzlerce mühendis, bilim adamı ve personel öldü.

4. Saldırı olayı ise İsrail'in Deyr ez Zor'a hava taarruzudur. 5 Eylül 2007'de saat 22.30'da sekiz jet İsrail'in güneyindeki iki üsten havalandı ve Akdeniz, Türkiye-Suriye sınırı üzerinden Deyr ez Zor'a uçtu. Deyr ez Zor Şam'ın 450 kilometre kuzeydoğusundaki bir şehirdir. Irak hududuna yakındır. Bu saldırı ile İsrail ordusu, Deyr ez Zor eyaletinde bulunan ve inşası tamamlanmaya yaklaşmış El Kubar tesisine yönelik bir hava operasyonu düzenlemiş ve tesisi imha etmiştir.  Bu işin utanç verici yanı şudur. Gidiş dönüş Türkiye Suriye hududu boyunca uçan İsrail uçakları yakıt depolarını Türkiye topraklarına atmış ve bu uçaklar yol geçen hanı gibi Türkiye üzerinden geçmiştir.

Beşincisi bu Beyrut Liman saldırısıdır...

Haydarpaşa Garı Patlamasından biraz bahsedeyim, böylece neden bağlantılı olduğu anlaşılsın:

6 Eylül 1917 günü meydana gelen Haydarpaşa Garı patlaması ile ilgili, o gün uygulanan örfi idare (sıkıyönetim) yüzünden e araştırma yazıları yayınlanamamış, sebepleri gün yüzüne çıkartılamamıştır. Bir vinç operatörü Ermeninin mühimmatı yere düşürmesi sebebiyle çıkmıştır denilerek olayın üstü kapatılmıştır. Haydarpaşa Garı, Berlin'den Filistin'e gönderilecek asker, silah ve cephanenin toplandığı ve trenlerle sevk edildiği merkezdi. Yığınla silah ve cephane Haydarpaşa Garı'nda toplanmış, sevk edileceği günü beklemekteydi. Bu silah ve mühimmatlar Yıldırım Orduları Grubu'nun karşı taarruzu ve İngilizleri püskürtmesi için gönderilecekti. Bu patlamadan 3 ay sonra Kudüs İngilizlerin eline düştü. Şimdi Haydarpaşa Garı sabotajıyla Beyrut sabotajını resimlere bakarak mukayese edelim: 6 Eylül 1917'de saatler 17: 30 sularında meydana geldi. İnfilak, yeni istasyon ile silolar arasındaki sevkiyat iskelesinde oldu. İnfilaklar birbirini izledi. Demiryollarındaki vagonlar birbirini müteakip patladığı için infilaklar gece yarısına kadar devam etti.

Haydarpaşa Garı yangını ile Beyrut Limanı'na yapılan sabotajın mukayesesinde; yangının çıkış şekli, yanma şekli, dumanların durumu, patlamanın mantar yapısı, patlamanın süresi, patlamanın büyük ölçüde su altından başladığı görüntüsü mühimmat veya yanıcı madde patlaması gibi olmayan görüntüler kendiliğinden çıkmış klasik bir yangın izlenimini vermemektedir. Beyrut Limanı adeta "şah mat" hesabı tek hamlede kullanılamaz hale getirilmiş, kısa zamanda onarılması imkânsız hasar açılmıştır. Patlamanın blast tesiri, 25 kilometrelik alanda yıkılmadık bina bırakmamış, sesi Kıbrıs'dan duyulmuştur.

2 bin 750 ton amonyum nitratın patlaması, bu maddelerin bulunduğu 12 numaralı depoda önce yangının çıkışı, yayılmayı beklemeden aniden patlaması, patlamayı müteakip mantar oluşması, yanmanın nükleer patlamada olduğu gibi süratle yükselmesi, kasırga estirmesi, patlamanın sesinin nükleer patlama ile benzerlikler taşıması, çok hazırlıklı çok teknik bir sabotaj yapıldığını göstermektedir. Haydarpaşa Garı Beyrut Limanı'ndan çok küçüktür. Beyrut Limanı devasa büyüklüğe sahiptir. Rıhtım uzunluğu 5,7 kilometre ve 1 milyon 200 metre kare alana yıllık 1 milyon 200 bin konteyner taşıma kapasitesine sahiptir. Limanın genel kargo alanı 12 depodan oluşuyor ve 120 bin ton kapasiteli bir tahıl ambarını içinde barındırıyor. Beyrut Limanı, konteyner, otomobil, kuru ve sıvı yük ve depolama tesisleri de dahil olmak üzere hem yolcu hem de kargo terminalleri ile 1,2 milyon metrekarelik bir araziyi kapsıyor. Ortadoğu ülkelerinin Akdeniz üzerinden yapılan ikmalinin ana merkez üssüdür.

"TÜRKİYE TESİSLERİNİ KORUMAYA MECBURDUR"

İsrail bu limanı kullanılmaz hale getirerek Batı Şeria'yı ilhak ve Ürdün -Suriye ve İran'ı kapsayan bir ileri harekât için ön hazırlık yapıyor. İsrail'e yakın bölgede bulunan; Adana, İskenderun, Antalya limanları stratejiktir. Yumurtalık boru hattı, bölgede bulunan rafineri, İskenderun Demir Çelik Fabrikası ve Akkuyu Nükleer Enerji santrali çok stratejik tesislerdir. Türkiye bu tesislerini korumaya mecburdur.

"TANRIYI KIYAMETE ZORLAYANLAR KAZANIR"

Bu anlattıklarınızın sonucunda yakın dönemde Ortadoğu ve Kuzey Afrika için hangi ülkelerin planlarını öngörüyorsunuz?

İsrail'in planları tıkır tıkır işliyor: Sudan bölünecek dediler, böldüler. Somali ve Yemen'de iç savaş sürüyor. Hindistan-Pakistan arasındaki gerilim ve Keşmir sorunu, Balkanlarda soydaşlarımıza karşı yapılan asimilasyon ve etnik arındırma programı sürüyor. Libya, Mısır, Fas, Tunus, Cezayir, Suudi Arabistan'ın bölünmesi programı üzerinde çalışılıyor. Türkiye'nin etnik yönden parçalanması planı işliyor. Irak, Suriye ve Ürdün İsrail'e mukabele edecek güç olmaktan çıkartılmıştır. Kafkaslarda Ermenistan Azerbaycan'a karşı kışkırtılıyor, İran baskı altında tutuluyor, Afganistan'da iç savaş kışkırtılıyor. Doğu Türkistan'ın durumu ortada... Dünyada Müslümanlar, Türkler, Afrikalılar ve fakirler eziliyor. Bütün bu kışkırtıcı, insanlığın huzurunu bozan yapıyı ateizmi ve Allah'a kafa tutan satanizmi onlar destekliyorlar. Bu plan Siyonist plandır. Bu planı çökertme yönünde çalışmalıyız. Bize dokunmayan yılan bin yaşasın mantığı stratejik intihar mantığıdır. 2003'de İran'ın yaptığı hataya düşersek "Tanrıyı kıyamete zorlayanlar kazanır."

Kıbrıs tüm Akdeniz'in en stratejik mevkisi, Kıbrıs'ta beklenmedik yeni gelişmeler yaşanabilir mi? Askeri bir hareketlilik bekliyor musunuz?

Şu an bir askeri hareketlilik beklemiyorum.  Türkiye Doğu Akdeniz'de enerji çıkartmak için acele etmemeli, zaten enerji fiyatları düştü. Petrol ulaşım sektöründen 2030'dan itibaren hızla çekilecek bundan dolayı fiyatları pek yükselmeyecek. Türkiye enerji depolama sahaları yapmalı, LPG ve sıvılaştırılmış petrol gazı depo ve limanları yapmalı, doğalgaz ve petrolü aldığı ülke sayısını çeşitlendirmeli, nükleer enerjiye yüklenmelidir. 2030 kadar en az 5 tane Nükleer Güç Santrali yapmalı, silah sanayinde sürpriz silahlar yapacağı sektörlere yönelmeli, nükleer eşdeğeri klasik mühimmatlar, balistik füzeler, uzay araştırmaları, -ki bu konuda Kazakistan'la işbirliği yapılabilir-, nükleer silahlar yapmalıdır. Zenginleşmeye değil güçlü devlet inşasına ağırlık vermelidir. Dayanışmacı, orta sınıfın kuvvetlendiği, bilim ve teknolojiye sanayileşmeye ağırlık veren bir model üzerinde çalışmalıdır. Şartlar l. Dünya Savaşı öncesi gibi, bize aniden saldırabilirler. Yarın saldıracaklarmış gibi hazırlıklı olmalıyız.


[1] Enver Paşa'nın kardeşi, Kut'ül Amare Zaferi fatihi Halil (Kut) Paşa'nın da yeğeni olan Nuri Paşa, Trablusgarp'ta, Balkan Savaşları'nda bulundu. I. Dünya Savaşı'nda Enver Paşa tarafından yerli halkı teşkilatlandırarak İtalyan ve İngilizlere karşı savaşmak üzere Trablusgarp'a tekrar gönderilen Nuri Paşa, başarılarından dolayı 1918'de 28 yaşındayken yarbay rütbesine terfi ettirildi. Kafkas İslam Ordusu Komutanlığı'na getirilen Nuri Paşa, Bakü ve Dağıstan'ı Rus işgalinden kurtarmasının ardından Anadolu'ya geçerek Kazım Karabekir Paşa'nın kolordusuna katıldı.

"Nuri Paşa, Zeytinburnu'nda metal eşya üreten bir fabrika kurdu. Bu fabrikayı 1946'da Sütlüce'ye taşıdı. Nuri Paşa, Sütlüce'deki fabrikayı geliştirerek, matara, gaz maskesi, çelik başlık, soba gibi eşyaların yanında tabanca, 81 milimetre havan, mühimmat, tapa, uçak bombası, tahrip kalıpları da üretti. Mısır, Pakistan, Suriye gibi ülkelere de silah sattı. Bu durum İsrail'in hoşuna gitmedi. Nuri Paşa'nın Sütlüce'deki fabrikasında 2 Mart 1949'da yaşanan patlama sonucu fabrika havaya uçtu, Nuri Paşa'nın birkaç parça vücudu bulunup defnedildi.

İSRAİL
LÜBNAN
Ortadoğu
Suat Gün

Haberin Kaynağı: QHA

Facebook sayfamızı beğenin, takipte kalın...

Yorumlar


En Çok Okunanlar